TC’nin son saldırısı ve olası sonuçları

Türk devleti beklenen çılgınlığı yaptı.  24 Nisan gecesini 25’e bağlayan gece onlarca savaş uçağıyla Kürdistan halkı için kutsal değeri olan Şengal’a ve Rojava Kurdistanı’na geniş çaplı bir saldırıda bulundu. Saldırının hedefinde Rojava’daki YPG Ana ilişki merkezi, radyo Rojava ve YPG Basın İrtibat Bürosu, Şengal’de ise YBŞ karargahları vardı. Türk savaş uçaklarının saldırısında Şengal bölgesinde bulunan Peşmergeler’de yaşamını yitirdi.

Türk devletinin bu son saldırısı sıradan bir saldırı değil. Sonuçları da hem Türk devleti  hem de Kürtler için sıradan olmayacak.

Türk devleti ve onun başındaki Erdoğan cuntasının saldırıdaki esas hedefi Kürtlerin ortaya çıkan kazanımlarıdır. TC ”var olma kodlarına” göre hareket etmektedir. Tamda Ermeni ve Asuri-Süryani halkına karşı tarihte eşi ve benzeri yaşanmamış bir soykırımın yıl dönümünde bu saldırının yapılmış olması asla tesadüfü değildir. Verilen mesaj son derece açıktır: Türk olmayı kabul etmeyen başka bir ulusa yaşam hakkı yoktur.

Şengal Kürtler ve Kürdistan için kutsal bir yerdir. Êzidî halkının kalbine bu saldırı yapılmıştır. Müslümanlar için Mekke veya Hıristiyanlar için Vatikan neyse Êzidîler içinde Şengal o derece kutsaldır. Bu nedenle saldırı aynı zamanda bu kadim coğrafyanın diline, kültürüne ve geçmişine yapılmış bir saldırıdır.

Türk devleti bu saldırıyla birlikte Kürdistan halkına karşı açıktan bir savaş ilan etmiştir. İleri sürdükleri gerekçeler psikolojik savaş amaçlıdır. Gerçek niyetleri gizlemek içindir.

Bu saldırı 2014 Ekim ayında kabul edilen ”Çökertme Planı”nın yeni bir aşamaya geçtiğinin de açık işaretidir. Çökertme Planı’nın esas amacı Kürtlerin elde ettikleri özgürlük alanlarını ortadan kaldırmak, Kürtleri tarihten silmek ve en azında Roma Barışı’na yani zorbanın barışına razı etmekti. Bunun için Kuzey’de tamda TC’nin kuruluş felsefesine uygun olarak ”taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmamak” için ellerinden ne geldiyse yaptılar.

Şimdi aynı şeyi Şengal ve Rojava’ya karşı daha açıktan yapmak istiyorlar. Ama ne yazık ki bu soykırım planlamasında tek başlarına değiller. En büyük destekçileri ise PDK’dir. ”PKK Şengal’da olmasaydı bu saldırılar olmazdı” diyecek kadar akıl tutulması yaşayanlardır. Oldu olacak Kürtler olmasaydı zaten bu saldırılar olmaz, bu savaş yaşanmazdı demeye getiriyorlar.

PDK yönetiminin Türk saldırısına karşı ”amasız” Kürdistan ve dünya kamuoyunu ikna eden bir tavır alması onun hayrına olacaktır. Aksi taktirde basit bir kınama açıklamasıyla olayı geçiştirmesi veya sessiz kalması onu bu soykırımcı suçun fiili ortağı haline düşürecektir. Aslında Kürdistan’ın varlığına kast etmiş bu düşmana karşı PDK’nin alacağı tavır ileride onun bu coğrafya üzerinde siyasi bir güç olarak var olup olmamasının da parametresi olacak.     

İkincisi bu saldırının daha nereye varacağı belli değil. TC güçlü bir karşılık bulmadığı zaman bunu fiili işgale dönüştürmek isteyecektir.  Yani Şengal, Afrin, Girê Spî, Kobanê, Cizre ve Minbiç’e işgal amaçlı açık saldırısı gündeme gelebilir. Buna bir de gerillaların bulunduğu Güney Kürdistan’ın bazı bölgelerini işgal amaçlı hareketleri eklemek lazım.

Bu nedenle saldırıya karşı Kürdistan halkının ortaya koyacağı meşru savunma, Irak, Suriye ve Federal Kürdistan Bölgesi üzerinde etkin müdahale gücü olan başta ABD olmak üzere koalisyon güçlerinin tutumu önem kazanacaktır. Basit, sıradan bir kınama açıklaması bu saldırıları onamak anlamına gelecektir.

Kaldı ki bu son saldırı koalisyon güçlerine karşıda yapılmış bir saldırıdır. Çünkü YPG-YPJ güçleri defalarca altı çizildiği gibi ABD ve DAİŞ karşıtı koalisyonun sahadaki en güvenilir müttefikidir.   
Bu saldırının diğer bir amacı ise başını YPG güçlerini çektiği QSD güçlerinin Rakka’yı özgürleştirme hamlesine darbe vurmaktır. TC bu saldırıyla DAİŞ’e nefes aldırtmak istiyor. Arkadan kalleşçe saldırarak DAİŞ’e ölümcül darbenin vurulmasının önüne geçmek istiyor. Erdoğan’ın bir türlü gönlü DAİŞ’nin tümden bitmesine razı olmuyor. O da bunu DAİŞ’ın başlıca patronajı yapıyor.  

Tabi ki bu saldırının Türkiye’nin iç politik dengeleriyle de yakın alakası söz konusudur. Ancak belirleyici olan bu değildir. Çünkü TC’nin ”Beka sorunu” konusundan-yani Kürtlerin özgürlüğünün ortadan kaldırılması konusunda- içte ”bir mutabakat’ söz konudur. Zaten bundan dolayıdır ki CHP’nin başındaki Kemal Kılıçdaroğlu 16 Nisan referandum akşamı tam bir dalga kıran gibi hareket etmiş, Erdoğan’ın gayrı meşru referandumunu sessiz kalarak onaylamıştır.   Esas korku, yani Kürdistan’ın özgürleşme korkusu baskın gelmiştir.

Saldıran taraf TC’dir. Ancak kazanan taraf o olmayacaktır. Türk devleti, Recep Tayyip Erdoğan, genelkurmay, medyası ve yerel ittifakçıları Kürdistan halkının kazanımlarını ortadan kaldırmaya muktedir olmadıkları görülecektir.

Erdoğan cuntasının bu soykırımcı saldırısına karşı meşru direniş Türkiye’yi gerçek manada bir ”beka sorunu” ile karşı karşıya getirecektir. Çünkü Kürtler, tüm savunma güçleriyle birlikte TC’ye anladığı dilden cevap verecektir. Erdoğan ve adamları Rojava’nında, Şengal’inde ”dikensiz gül bahçesi” olmadığı göreceklerdir.  Belki ilk kez bu kadar yıkıcı olarak her yeri babalarının  tarlası olmadığına ikna olacaklar. Çünkü Erdoğan’ının yakıp-yıkıp kül etmek istediği O topraklarının sahibi var.   İşgalcilere karşı direnecek hem iradeleri, hem güçleri hem de düne göre daha gelişmiş konvansiyonel silahları var.

TC savaşın sadece kendi çizdiği sınırlar içinde kalacağını düşünüyorsa, büyük bir yanılgı içinde olduğunu yakın gelecekte anlayacaktır. Artık ”taşların bağlı olduğu” dönem geride kalmıştır. Kürtlerin çaresiz, kurbanlık koyun olmadıkları yıkıcı bir şekilde kendisini her yerde hissettirecektir.  

Öte yandan bu saldırılar Erdoğan’ın hiçte beklemediği başka sonuçlarda ortaya çıkarabilir. Küresel güçlerin Kürdistan’dan yana müdahalesi gündeme gelebilir. Tıpkı 1991 yılında Saddam güçlerinin saldırılarına maruz kalan Güney Kürdistan’ı korumak için oluşturulan ”uçuşa yasak bölge” gündeme gelebilir. Gelecektir de. Rojava ve Kuzey Suriye  hem Ankara hem de Şam rejiminin olası saldırılarından korumak için koalisyon güçleri tarafından, hatta Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından uçuşa yasak bölge olarak ilan edilebilinir.

TC  Kürtlerin varlığını kendisi için bir ”beka sorunu” yaparak aslında kendi bekasını bilinmez bir sokağa sokmuştur. Çünkü bu saldırının kısa vadedeki sonuçları Ankara rejimini ve onun güdümlü beş kuruş etmez medyasını sevindirebilir. Belli ki ağızları kulaklarına gidiyor.  

Ama ya sonra?

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Kürdistan halkının direnişi sayesinde hem şimdi, hem de yakın gelecekti bu saldırının hayırlı sonuçları ortaya çıkacaktır. Belki Kürt düşmanı bu güçle topyekun hesaplaşmanın zamanı gelmiştir. 

Cahit Mervan
http://cahitmervan.blogspot.dk/2017/04/tcnin-son-saldrs-ve-olas-sonuclar-cahit.html