Hangisi kazandı? Evet mi, Hayır mı Yoksa Evetle Hayırlar berabere mi?

Siz bu sabah gazetelerin manşetinden referandum sonucunu öğrenmiş olacaksınız. Ben ise bu yazıyı henüz sandıklar açılmadan yazıyorum.

Özgür medya ne yazık ki, Havuz medyası ya da merkezi medya gibi, baskısını gece yarısına sarkıtamıyor.

Bu yazı pazar günü yazılırken, herkes birbiriyle bahse tutuşmaktaydı. Kimisi Evet kazanır demekte, kimisi Hayır’ın banko olduğunda ısrarlı.

Kuto dedi ki, “ya berabere kalırlarsa?”

Ne beraberliği yahu….Beraberlik ha…Vay canına. Bu da nereden çıktı böyle…

Gerçekten işin bu kısmını hiç düşünmediğim için şaşırdım kaldım.

Yarın yapılacak referandumda 49 milyon 446 bin 267 seçmen oy kullanacak. Diyelim ki, bu seçmenlerin biri hariç hepsi oy kullandı. Yani toplam oy, 49 milyon 446 bin 266 olsun.

Evet oyları 24 milyon 723 bin 133 ve Hayır oyları da aynı: 24 milyon 723 bin 133…

Maç berabere…

Berabere ama bu maç olmadığı için taraflar puanları paylaşmayacak…

Ne olacak?

Kim kazanmış olacak?

Elbette “hayır” oyları kazanmış olacak. Çünkü Anayasasından, tüm seçim kanunlarına kadar kural net: referanduma sunulan anayasanın yarıdan en az bir oy fazla alması şart. Alamadıysa, yandı. Maç berabere bitmeyecek, anayasa reddedilmiş sayılacak. Bu da “hayırın” kazanması olacak.

Bizim Kuto cin gibi olduğundan üşenmemiş bütün bu bilgileri toplamış, ben ondan öğrenip yazıyorum.

Ama Kuto dedi ki, “Hewal Veysi böyle bir beraberlik durumunda, sonuç barışçı bir gelişmeye yol açmaz, ortalık fena halde karışır….”

“Neden ki?” diye sordum.

“Çünkü dedi, beraberlik durumunda taraflardan Hayır yanlıları, sonucu hemen onaylar…Ama Evet yanlıları ne yapıp edip, bir Hayır oyunu çalmaya çalışır. Önce oylar yeniden sayılsın diye tuttururlar, tam oylar sayılırken bir tek oyu cebellezi ederler…Kazanmış olurlar…Tek bir oyu çalmaktan kolay ne olabilir? Bunlar her seçimde binlerce oy çalmışlar…Ustadırlar…”

“Sonra ne olur?”

Kuto güldü, “hocam koca adamsın bacak kadar çocuğa sonra ne olur diye soruyorsun, ne olacak, ortalık karışır…”

“Yani…”

“Hayırcılar sokaklara dökülür…”

“Dökülsün…”

“Polis, jandarma saldırır….”

“Malum…”

“Ama bu defa halk karşı koyar…Bu iş Gezi’nin bin katına dönüşür…Gezi’de aman Kürtler pek fazla karışmasa diyenler bu defa böyle demez…Bütün Hayırcılar bu hırsızlığa karşı ayaklanır. Kürtlerin de bu ayaklanmaya katılması ayaklanmaya devrimci bir nitelik kazandırır….Hırsızlıkla elde edilen Evetlere de hayır diyen milyonların karşısında Saray ya teslim bayrağını çeker ya da yıllardır hazırlandığı iç savaşı başlatır…Böyle bir iç savaş başlayınca….”

Kuto sustu.

Ne yalan söyleyeyim, Sur’un bu “dahi” çocuğunu ağzım açık dinliyordum. Çocukken dinlediğim “arkası yarın” diye biten radyo fonik piyesler merak eder gibi öyle kalmışım.

Kuto, “ben gidiyem” demez mi?

“Aman, nereye, otur oturduğun yerde, ne olacak bu iç savaşın sonu” diye bağırdım.

Kapıdan çıkarken, “referandum gibi olacak dedi, üç ihtimal var, iç savaşta hayırcılar galip gelebilir ya da Evetçiler üste çıkar, üçüncü olarak iç savaş berabere biter…”

Hoppala…İç savaş beraberlikle biter miymiş?

“Berabere biterse ne olur” demişim.

Kuto başladı gülmeye…

“İç savaşta ölü sayıları eşit olunca beraberlik olsaydı…Bunlar bu defa kendi ölülerinden birini çalar, kimsesizler mezarlığında ‘şehidi’ kayıplara karıştırırlardı…”

Kuto gözümün içine baktı:

“Şu tünel var ya…Patlayan tünel…Kaç polis cenazesi vardı? 83…Değil mi? Onlar ne yaptılar? Tam 82 cenazeyi ‘çaldılar’ ve PKK’ye karşı kazandıkları zaferi ilen ettiler…Yani diyem ki, biz hem Hayır oylarının çalınmasına, hem de asker cenazelerinin kaybedilmesine, kısaca hem oy, hem de şehit hırsızlığına karşı çıkmalıyız…”

Kuto gittikten sonra düşündüm: Bu memleketin toprakları, seçim sandıklarından çalınmış oy pusulaları ve savaş meydanlarından kaçırılmış “meçhul asker” cesetleriyle dolu.

Ne memleket ama?

17 Nisan 2017 Pazartesi
VEYSİ SARISÖZENYENİ
ÖZGÜR POLİTİKA