Öcalan İmralı’ya nasıl konuldu?

Öcalan’ın Suriye’den çıkartılıp İmralı adasına hapsedilme komplosu 1996’da bulunduğu yere yakın bombaların patlatılması ile başladı.

1998’de Şemdin Sakık’ın yakalanması ile beraber bu süreç hız kazandı. Uluslararası medyaya Sakık’ın ifadeleri üzerinden Öcalan’ın Suriye ilişkileri servis ediliyordu. Suriye ve Öcalan üzerindeki uluslararası baskı artıyordu. Öcalan yaşananların farkındaydı. Mesut Yılmaz hükümeti yeni kurulmuştu. Hem Yılmaz hükümetine bir şans vermek hem de Suriye üzerinde kurulan uluslararası baskıyı bertaraf etmek için 1 Eylül günü ateşkes yapmıştı. Askerler 16 Eylül günü Suriye rejimine “sabrımız kalmadı” tehdidinde bulunuyordu. Arap dünyası ve Rusya bu tehditler karşısında Esad’ı yalnız bırakmıştı. Hüsnü Mübarek Esad’ı sonunda ikna etmiş ve Öcalan’ın Suriye’yi terk etmek dışında bir şansı kalmamıştı. Netleşmeyen soru şuydu; peki Öcalan nereye gidecekti?

Esad’ın uzun süre direnemeyeceğinin farkında olan Öcalan alternatif yollar arıyordu. PKK yönetimi Avrupa olasılığı ve İran-Irak üzerinde duruyordu. Avrupa’dan ses çıkmayınca Ortadoğu seçeneği ağırlık kazanıyordu. İran Öcalan’ın gelişine sıcak bakmayınca rota Irak’a çevrilmişti. Ancak Saddam sıkışıp kalmış ve çevrelenmişti. Yine de Maxmur mülteci kampında kalmasına göz yumabileceği sinyalini vermişti. Maxmur BM güvencesindeydi ve oraya karar verildi.

PKK yönetimi, liderinin BM güvencesindeki Mexmûr mülteci kampında kalması için hazırlıkları yapmış ve gerekirse özgür dağlara ulaştırılacaktı.

O günlerde Kostas Baduvas ve bir grup Yunan Parlamenter Şam’da Öcalan ile görüşmüş ve Atina dönüşünde Öcalan’a davet için onlarca vekilin imzasını taşıyan bir davet gönderilmişti. 6 Ekim 1998 günü Yunan parlamenter Baduvas’tan bir telefon geldi; “Her şey tamam, gelin”. Öcalan bunu Yunan hükümetinin bir daveti olarak gördü.

Karar verildi, hazırlıklar yapıldı ve 9 Şubat günü Öcalan Atina’ya uçtu.

Suriye üzerindeki baskı sonuç vermiş ve Öcalan’ın 20 yıllık Suriye ikametgahı son bulmuştu…

Öcalan daha sonra şunu diyecekti: “Önümde beliren iki yoldan biri Avrupa’ya açılmaktı, diğeri dağdaki savaşa yönelmekti. Dağa yönelmenin nihai, stratejik bir çözüme yol açabileceği kuşkulu görünüyordu. Daha çok entelektüel gücüme güveniyor ve tarihi rolümü siyasal çözümle oynamam gerektiğine dair sürekli bir his ve ilham kaynağı taşıyordum.”

Ancak Öcalan Atina’dan kovuldu. Duma Öcalan’a iltica hakkı vermişti; Öcalan’ın uçağı yönünü Rusya’ya verdi. Rusya’da yaklaşık bir ay kaldı ve Rusya ona “git” diyordu. 12 Kasım 1998’de İtalya’ya uçtu. Avrupa’da gidilecek en uygun yer orasıydı. Almanya Öcalan hakkında daha önceden verdiği tutuklama kararını kaldırınca D’Alema hükümeti yalnız kaldı. Buna rağmen İtalya direniyor ve D’Alema “Öcalan kalırsa yargılanacak” diyordu. PKK ve halk Öcalan’a “kal” diyordu. Ancak devreye Rusya girdi ve Öcalan’a “gel” diyerek güvence verince,16 Ocak’ta Rusya’ya uçtu. İner inmez derdest edilerek Tacikistan’a gönderildi. Öcalan artık derdestti ve kontrolü yitirmişti. İki hafta sonra 29 Ocak’ta Yunanistan’a götürüldü. Bir hafta sonra ise 2 Şubat günü Kenya’ya uçurdular. Aynı gün gazetecilerle yaptığı toplantıda MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun “Apo kafeste” diyordu. Çember daralmıştı. Kamuoyu 16 Ocak’tan sonra Öcalan’dan haber alamıyordu. 15 Şubat akşamı “Hollanda’ya götüreceğiz” diyerek Yunanistan’ın Nairobi büyükelçiliğinden çıkartıldı ve Türk uçağına bindirildi. Avrupa serüveni böylece İmralı Cezaevi’nde bitiyordu.

Küresel sistemin dizayn gücü ABD ve Avrupa Ortadoğu’daki projeleri önünde engel olarak gördükleri PKK ve liderine yer vermek istemiyordu. Amaç lideri hapiste olan PKK’yi tasfiye etmekti. Ancak halk, PKK ve Öcalan komploya karşı direndi. Bütün saldırılara karşı Bakur’da ve Rojhilat’da, Başur’da ve Rojava’da PKK ayakta kaldı. 2012’de Rojava devrimini geliştirdiler. Şengal ve Kobanê’de terörizme karşı cesur ve başarılı bir direniş gösterdiler.

Öcalan’ın ellerine kelepçe vurulsa da İmralı adasında düşündü, yazdı ve çalıştı. Orada yeni bir sistem kurdu. O sistem Bakur’da özgürlük ve demokrasi gücü olarak büyümeye devam ederken Rojava’da bir devrim yarattı.

Ve o devrimin iki çocuğu Nesrin Abdullah ve Asya Abdullah Elysee Sarayı’nda devletin en yüksek katında ağırlandılar.

Öcalan nereye gitse kapılar kapanmıştı; şimdi o kapılar tek tek açılıyor…

HALİL SAVDA

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA