Kobanê, DAIŞ ve Türkiye…

Kobanê direnişi 55. günü geride bırakıyor. DAIŞ,
Kobanê’de kırıldığının farkında. Bu farkındalık
saldırgan gruplarda ciddi bir psikolojik ve askeri
kırılmaya sebep olduğu görünüyor. Bu gerçeklik
savaş sahasındaki kayıpları ve telsiz konuşmalarına
somut bir şekilde yansımaktadır. Ancak DAIŞ henüz
Kobanê bölgesindedir ve mevcut savaş hali devam
etmektedir. Daha önce de söylendiği gibi DAIŞ,
Rakka, Cerablüs ve Tel Abyad’ta olduğu müddetçe
Kobanê bir savaş bölgesi olarak kalacaktır. Ama
aynı zamanda DAIŞ Kobanê kırıldıkça ismi geçen söz
konusu bölgelerde de yenilgiye uğrayacaktır. Bunun
Türkçesi; Kobanê zaferi DAIŞ’ın Suriye’de ve uzun
vadede tümden yenilmesi, etkisiz haline gelmesine
yol açacaktır. Bu süreç başlamıştır ve önümüzdeki
yıla da sarkacaktır.

DAIŞ ve akıl babaları bu durumu bildiklerinden dolayı
Kobanê bölgesini bırakmayı düşünmüyorlar. Çünkü
Kobanê kentinin kenarlarından kırsal kesime
çekilmeleri neredeyse tümden imha olmaları
anlamına gelmektedir. Söz konusu arazide YPG/YPJ, peşmerge ve Burhan El Fırat güçleri karşısında
savaş motivasyonları kırılır ve koalisyon uçakları
tarafından rahat ve açık hedef haline gelirler.
Çekilme ‘askeri mantık’ çerçevesinde intihar olur.
DAIŞ’in Kobanê’de kalması da aynı anlama geldiği
için stratejik olarak yenildikleri söylenebilir.

DAIŞ başka güçlerin siyasi hesapları için Kobanê’ye
saldırdı ve içinden çıkılamaz duruma geldi. Kobanê’yi
DAIŞ’e hedef yapan ve saldırması için her türlü
motivasyonu yaratan devlet Türkiye’dir.

Türkiye devleti Kobanê’nin düşmesini istedi, hala
istiyor. Bunun da iki sebebi var. Birincisi, Kobanê,
Rojava Devrimi’nin başladığı yerdir. Devrimin
başladığı yerden ölümcül darbe almasını
istemektedir. Çünkü Türkiye, Kürtlerin Suriye’de
hiçbir şekilde halk olarak bir statü sahibi olmasını
istemedi ve bunun için DAIŞ gibi bir yılana
sarılmaktan da geri durmadı. İkincisi; Türkiye
DAIŞ’in sınırda hâkim olmasını kendisini uluslararası
diplomasi arenasında pazarlamanın aracı haline
getirmek istiyor. “Sınırımda DAIŞ var” diyerek
ekonomik ve siyaset güç devşirme hesapları
yapıyor. Bu sebeple sınırındaki DAIŞ vahşeti ile
kendi evini koruyan Kürtleri aynı kategoriye
koyuyor.

Peki AKP Hükümeti bu planların hayata geçmesi için
neler yaptı? Birlikte hatırlayalım: Önce DAIŞ’ın
Kobanê’ye yönelik saldırısının kısa zamanda
biteceğini ve Kobanê’nin düşeceğini hesapladı. Bu
durumda Kobanê’den göç etmiş insanlara sahip
çıkma görüntüsü altında Kobanê mağlubiyetini hem
Kürt siyasetine hem de dünyaya karşı kullanacaktı.
Bu ilk hayali gerçekleşmedi. Ancak Ankara’daki
hesaplar, Kobanê’deki amansız direnişle batı
başkentleri tarafından ters yüz edildi.

Bu kez Salih Muslim ile görüşme taktiği hayata
geçirildi: “Size her desteği veririz, gerekirse biz de
vururuz” dahi denildi. Bu görüşmeyle Kürtlerde
beklenti yaratılmak istendi. Ancak Muslim
görüşmesinden sonra Türkiye’nin DAIŞ’e verdiği
istihbari bilgiler ve lojistik destek yoğunlaştı.
Erdoğan’ın “Kobanê düştü düşecek” açıklamasıyla
DAIŞ’e duyduğu aşırı güveni saklayamaması planı
deşifre etti. Daha doğrusu Kürtler nezdinde
malumun ilanı oldu.

Türk hükümeti buna rağmen yeni hamlelerle hep
zaman kazanmaya çalıştı. “Pêşmerge ve ÖSO
gelsin” dedi. Bunu söylerken Güney Kürdista
yönetiminin peşmerge göndermeyeceğini, PYD’nin
de zaten peşmergeyi kabul etmeyeceği sanılıyordu.
Hatırlanırsa iki Kürt tarafından daha açıklama
gelmeden Erdoğan bir “kabul ettiler, etmediler”
diye çelişkili açıklamalar yapıyordu. Ama hiçbir Kürt
yetkilisi “Peşmerge gelmesin veya gitmesin” diye
konuşmadı. Erdoğan, bu planla Kürtler arasında
çelişki yaratmak ve kendisini hami olarak gösterme
hesabındaydı. Peşmerge giderse “Biz yol verdik,
bakın Kobanê düşsün istemiyoruz” demek için
cümleleri hazırda bekliyordu. (Ki peşmerge yola
çıkar çıkmaz AKP’lilerin ve AKP kalemlerinin bu yollu
cümleleri hemen ekranlardan, sosyal medyadan
akmaya başladı.)

Peşmergenin yolda olduğu ve Suruç’ta beklediği 2-3
günlük süre zarfında DAIŞ, Türk devletinin
kendisine yarattığı zaman kazanmayı iyi kullanıyor
ve sürekli Mürşitpınar Sınır Kapısı’na saldırıyordu.
Amaç, kapıyı düşürüp peşmergenin geçişini
engellemekti. Ankara’nın oyunu yine tutmamıştı.
Mürşitpınar Sınır Kapısı, YPG tarafından
kahramanca savunuldu ve çetelerin bütün saldırıları
boşa düştü.

Gelinen aşamada hem uluslararası baskı hem de
Kobanê’nin giderek efsaneye dönüşmesi. Türkiye’yi
oldukça zorluyor. Tabiri caizse Türk devleti, kendi
kazdığı kuyuya düşmüş durumda. Buna rağmen
Türkiye’nin Kobanê planından vazgeçtiğini söylemek
için henüz erken. Türkiye, Kürt halkına yönelik
siyasetinde temel bir değişikliğe gitmezse bu
handikapı aşacağa da benzemiyor. Mantıkla izah
edilmeyecek bir anti-Kürt siyaseti yürüten Türk
devleti; nefretin siyaseti yönlendirdiği bir yolda
ilerlemeyi sürdüreceğe benziyor.

Kürtlere duydukları nefret Türk devlet
yöneticilerinin içini kemirmektedir. Bunun stratejik
hesaplara yansıması ise politik erimedir. Askeri,
siyasi, kültürel ve ekonomik sömürgeciliğin erimesi,
Kürtlerin ve ezilen toplulukların kazanması ve
özgürleşmesidir. Kobanê direnişi bu yeni hayatın
pekişmesine büyük bir ivme kazandırmıştır,
kazandıracaktır…