Hüda-Par mı yoksa Hizbulkontra mı?

Bugünlerde, bir parti allanıp pullanıyor. Bir hafta önce Türk Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın görüştüğü partiden söz ediyorum. Bu partinin o görüşmeden sonra vitrine çıkarılması, Yeşil Ergenekoncu medyada piyasaya sürülmesi tesadüf değil herhalde. Söz konusu partinin adı Hüda Par.

Hüda, Kürtçe’nin Kurmanci lehçesindeki Xwede’nin (Türkçe karşılığı Allah) Türkçe aksanıyla okunuşunun yazılı şeklidir.Bu şekildeki bir telafüz bile kendi başına çok büyük sorun teşkil eden, oryantalist bir zihniyettir.

Böyle bir isimlendirmede bulunmak, oryantalist zihniyetin Yeşil Türkçü türevidir .

Peki bu parti hangi gelenekten geliyor?

2000 yılında hafızalara kazınan mezar evleri görüntülerinden tanıyoruz, bu partinin soy kökünü. Hizbulvahşeti. Domuz bağı ile canlı canlı mezarlara gömülen Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım, kadın yazar Gonca Kurişlerin katledilme şeklinden tanıyoruz bu partinin miras aldığı zihniyeti.

1990’larda yılan soğukluğunda arkalarına yaklaşarak, enselerinden vurduğu Kürt yurseverlerin katledilmesinden tanıyoruz bu partinin kurucu elemanlarını.

Kürt genç kızlarının yüzlerini, vücutlarını kezzapla yakmasından tanıyoruz, şimdi barışçı hidayete erişmiş görünen Hüda Par kurucusu gaddarları, katilleri.

Kurucu yöneticilerinin hemen hemen hepsinin, Kürt halkının Hizbulkontra dediği Hizbullah örgütünün elemanı olan Hüda Par’dan bahsediyorum.

Hüda Par’ın mirasını siyasal alana taşıdığı Hizbullah’ın kuruluşunu, JİTEM kurucusu Ergenekoncu Arif Doğan şöyle itiraf etmişti: “JİTEM’i kurdum da hata mı ettim. Hizbulkontra’yı da ben kurdum. Hüseyin Velioğlu’nun ilk kurduğu teşkilatı ben kurdurttum. Ben herkesten daha iyi mücadele ettim. Ben baş koymuşum, bu vatana hizmet etmişim.”

Hizbulkontra’nın bu gerçeğine ilişkin, T.B.M.M. Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı, Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış şöyle diyor: “Hizbullah, PKK’ya karşı devletin kurdurduğu, beslediği, büyüttüğü bir örgüttür. Zaten derin devletin bir politikası var: “İti ite kırdırmak.” PKK’ya karşı da bu yöntem kullanılmıştır.”

Kürdistan’da görev yapan OHAL valileri, MİT elemanları ile bazı bakan ve milletvekilleri de değişik dönemlerde yaptıkları konuşmalarda, Hizbulkontra ile T.C bağlantısını şu şekilde aktardılar.

OHAL Valisi Hayri Kozakçıoğlu: “JİTEM, MİT ve Emniyet’in Hizbullah’la o dönem istihbarat alışverişi yapması gayet doğal bir durum.”

Batman Emniyet Müdürü Öztürk Şimşek: “Bunların Gercüş’ün Çiçekli, Sekilli ve Gönüllü köylerinde kampları var. Silah eğitimini de jandarmadan gelen bazı subay ve astsubaylardan alıyorlar”

Milletvekili Eyüp Aşık: “Güneydoğu’da terörle mücadelede devletin en etkili üç silahı vardı. Özel tim, koruculuk ve Hizbullah.”

OHAL Valisi Ünal Erkan: “PKK çökertilmedikçe, Hizbullah tipi militan örgütleri çözmeye yönelik niyetli değiliz”.

İçişleri Bakanı İsmet Sezgin: “Hizbullah, PKK’ye karşı örgütlendirildi”.

Hizbulkontra’yı Temel Cingöz, Veli Küçük ve Arif Doğan’la birlikte kuran Özel Harp Daire Başkanı Teoman Koman’a gazeteciler Hizbulkontra’ya ilişkin soru sorunca şöyle cevap veriyordu. “PKK’nin baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançlı kuvvetli vatandaşlar.”

Zamanın Batman Emniyet Müdürü Öztürk Şimşek de “Hizbullah’ın üzerine nasıl gidelim? Karargâhları JİTEM binasının yanındadır” diyordu. Batman Vali Vekili Mustafa Ali Örnek’te “evet maalesef öyle” diye onaylıyordu.

Hizbullah içinde yer alan İ.A. adlı MİT elamanı da, Hizbullahçıların nerede eğitildiği sorusuna, “Özellikle Batman, Nusaybin ve Silvan’da üs kurmuşlar. Kızıltepe’de eğitim merkezleri var. Eğitimciler, Bolu, Kayseri, Isparta ve Ankara’daki komando taburlarından geliyorlar. Diyarbakır Çevik Kuvvet Merkezi, Kızıltepe Orduevi, Batman MİT binası da bunların merkezi” cevabını vermişti.

Hizbulkontra elamanlarının kendileri de şu sözlerle Hizbullahın kim tarafından, kime karşı, hangi amaçla kurulduğunu açık ifade ve itiraf ettiler.

Domuz bağıyla yurtsever Kürtleri katleden, Hizbulkontra’nın Ankara sorumlusu Hezo’lu (Kozluk) Şefik Onuk’un korucu babası Şefik, nasıl devletçi olduklarını şu sözlerle açıklıyordu : “Biz devletçiyiz. Biz, Apo ve yandaşlarına karşıyız. Ben ve çocuklarım hep karşı olduk. 3 amcaoğlum PKK’yle çatışırken yaralandık” diyor. Kendi halkına karşı savaşmayı “Ben de Allah için gönüllü korucu oldum” şeklinde açıklıyor.

Bunun somut delillerinden biri Hizbulkontra tetikçisi Nurettin Sezik’in yaptığı itiraflardır. Hizbullah ana davasında yargılanan Nurettin Sezik devlet tarafında hangi amaçla Hizbullah’ın devreye sokulduğunu ve kendisinin nasıl kullanıldığını şu sözlerle itiraf ediyor: “1993-1994 döneminde emniyet güçleri yetersiz kaldığı için devreye Hizbullah girdi”.

Diğer bir Hizbullah tetikçisi Murat Kurttekin ise yaptığı itirafta T.C. tarafından nasıl kullanıldığını şöyle anlatıyor. “Polis tarafından birçok eyleme sevk edildim. Yani polis beni kullandı.”

Hizbulkontra üyelerinden Emin Ekici de, H.Velioğlu’nun JİTEM’in kurucusu Cem Ersever ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilişkisi olduğunu söyledi

Hizbulkontra denilen Hizbullah’ın öldürdüğü 60 yaşındaki Sadık Bilgin, öldürülmeden önce, 5 Temmuz 1992 tarihinde Özgür Gündem gazetesine konuşmuştu: “Gözaltı süresinde askıya alındım, çırılçıplak soyularak üzerime soğuk su sıkıldı. Polis ‘Sizin isim ve adreslerinizi Hizbullahçılara verdik. Onlar sizi öldürecek’ dedi.” Sadık Bilgin, 4 Mart 1993 tarihinde Hizbulkontra tetikçileri tarafından öldürüldü.

Geçmişinde Kürt yurtseverlerini, dindarlarını katletme dışında bir mirası olmayan Hizbulkontra’nın mirasını devralan Hüda Par’ın icraatlarında ve bağlı basınında Kürt düşmanlığı nasıl işleniyor?

Çok uzaklara gitmeye gerek yok.

Yakın bir tarihten başlayalım. Nisan 2013’te Dicle Üniversitesi’nde Hizbullah-Hüda Parcıların Türk polisi ile birlikte pala, sopa, bıçak ve silahlarla Kürt öğrencilere saldırısı akıllarda tazeliğini korumaktadır.

Hakikat bu iken, Hizbullah-Hüda Par basını Kürt demokratik siyasi hareketine karşı Türk devletinin bile şimdiye kadar hiç kullanmadığı bir dille, Yeşil Türkçü Faşist bir zihniyete şunları yazıyordu: “Belediyenin, yani devletin imkânları kullanılarak beslenen terör güruhunun tüm saldırı ve meydan okumaları ortadayken Ankara’dan aldıkları “DOKUNULMAZLIK” zırhını üniversiteye taşıdıkları teröristlerle paylaşmayı marifet zanneden terör organizatörlerinin sergiledikleri tavırlar, hiç de iç açıcı bir manzara ortaya koymuyor”.

Kürdistan’ın yer altı yer üstü kaynaklarını “devlet imkânı” diyen kafa. Bu işgalci Türkçü kafada değil de nedir? Başka işgalci kafa var mı ki.

Türk polisi önde kendileri arkadan yürüyerek, Kürt öğrencilere saldıran Hizbul-Hüdaparcılar değil de, Kürt öğrenciler terör güruhu oluyor. Bu dili, eski Ergenekonculardan biliyoruz. Bu dili, Ergenekon yerine kurulan Yeşil Ergenekon’dan biliyoruz. Devletin hamisi değişiyor. Ama değişmeyen bir şey oluyor. Kürt halkının, Hizbulkontra dediği Hizbullah-Hüdapar’ın, devletin hamiliğinde Yeşil Türkçü zihniyet tetikçiliği, siyasi tetikçiliği, fiziki tetikçiliği, ajan tetikçiliği devam ediyor.

Hizbullah-Hüdaparcılar, BDP’li milletvekillere özellikle kadın milletvekillerine çukurlaşmanın dibinin de ötesinde hakarette bulunurken şu cümleleri sarfettiler: “JİTEM kadrosundan “eş başkanlık” payesi alanlar sarhoşluk naraları atacaksa…

Son sözlerimiz de “DOKUNULMAZLIK” zırhına güvenen terör baronları ve baroniçelerine olsun”.

Türk devletine karşı şimdiye kadar tek bir söz bile sarf etmeyen Hizbullah-Hüda Par tetikçileri, milyonlarca Kürt halkının temsilcisi olan BDP’li milletvekillerine “terör baronları ve baroniçeleri” diyor. Bu durumda Hizbullah-Hüda Parcı Yeşil Türçü zihniyete göre, Kürt halkı da terör oluyor. Bu sözleri sarf eden Hüda Parcılar, İslam maskesini takmışlar.

Amed Sur İlçesi BDP’li Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın Ezidi Kürtler için, “Ezidi Evi açacağız” demesini Hüda Parcılar, “BDP, Kürtleri yezidileştirmeye ortam hazırlıyor” dediler.

Yezidin çizgisini savunan Hüda Par, Yezid gibi katliamlara imza atan Hüda Par’ın kurucularıdır. Ezidilik bir Kürt inancıdır. Yezidle uzaktan yakından bir alakası yoktur. Ezidiliğe ya bilmiyorlar, ya da bilinçli bir şekilde Yezidilikle özdeşleştiriyorlar.

Sadece bunlarla kalınırsa amenna.

Hüda Par ve alt örgütleri (Mustazaf Cemiyeti, İhya-Der, İlim-Der,Kalem-Der, Umut-Der) Türk devletinin Rojava Kürdistan’ını işgal etmek amacıyla kurduğu Irak Şam İslam Devleti(IŞİD) ile Ahrar-ı Şam, Cephet El Nusra, Liva Tevhid vb çetelere, çete, cephane, lojistik destek gönderen Özgür-Der, IHH Vakfı, Ensar-Der ve İmkan-Der gibi El-Kaideci örgütlerle ittifak yaparak, Rojava saldırına ortaklık etmektedir.

Hüda Par ve alt örgütleri, Rojava’daki katliamlara ortaklık yaptıklarından dolayı, Kürdistan halkına hesap vermeleri gerekiyor. Hesap verme bir yana, Kürt gençlerinin onlara karşı çıkmasına öyle bir yaygara çıkarıyorlar ki, vay “PKK-KCK-BDP çeteleri Müslümanlara saldırdı” safsatasını yayıyorlar.

PKK-KCK ve BDP’lilere çete diyen zihniyet düşman zihniyetinden daha küflü ve daha kinci bir zihniyettir.

Bu zihniyetin Müslümanlıkla, Kürtlükle, insanlıkla ilişkisi olabilir mi?

Bu nasıl devşirme bir zihniyettir, Hüda Par Amed İl Başkanı Vedat Turgut’un Yeşil Ergenekoncu bir Türk gazetesine verdiği röportaj da “Kurucu üyelerimizin yüzde 60-70’i Kürt asıllıdır” cümlesinde gizlidir.

Kürdistanlı Kürtleri, Kürt asıllı Türkler diye tanımlayan biri Hüda Par’ın Amed İl Başkanı ise gerisini tüm Kürtler düşünsün.

Bu söylem, bu tanımlama Recep Tayip Erdoğan’ın, Yeşil Türkçü Faşistlerin tanımlamasıdır. Bu tanımlama Kürt ve Kürdistan’ın inkarıdır.

Hüda Par ve alt örgütlerinin, Kürt halkına saldırıları her alanda artmış, silahlı saldırı düzeyine ulaşmıştır.

Hizbullah-Hüda Par’a bağlı çeteler,10 gün önce, Cizre’de, Rojava’da işgalci çetelerin saldırısı sonucu şehit düşen Mem u Zin Kültür Sanat Merkezi çalışanı Mehmet Karane’nin taziyesine giden gençlere satır, bıçak ve sopalarla saldırdılar, Mehmet Gün adlı genci yaraladılar. Taziyeye gidenlere saldırı ne Kürt kültüründe ne de başka halkların kültüründe ne de İslam dininde vardır.

Taziyeye gidenlere ve taziye evlerine saldırı, sadece bir devletin kültüründe (kültürsüzlük) vardır. O da Türk devletidir. Kürt halkı buna aşinadır.

Hizbullahçılar, taziyeye Kürt gençlerine saldırı da bulunurken, kendilerinin saldırıya uğradığının propagandasını yaptılar. “Niye polis Kürt gençlerini tutuklamıyor” avaz avaz bağırdılar. Aleni ihbarda bulundular. Bunun üzerine Türk polisi, Cizre’de Kürt gençlerine yönelik bir operasyon yaptı. 9 Kürt gencini gözaltına aldı. Bunlardan 7 kişiyi tutukladı.

Hizbullahçılar’ın saldırıları, Cizre ile sınırlı kalmadı. Serxet Serêkaniyê’sinde AKP Riha(Urfa) Milletvekili Abdulkerim Gök’ün(El-Nusra ve IŞİD çetelerine verdiği destek ve birlikte verdiği pozlarla tanınıyor) kardeşi Hizbullahçı Yakup Gök ve Abdülrezzak Gök önce Recep Ekinci ve İrfan Yaver’i bıçakla yaraladılar. Ardından Hüseyin Ekinci’ye polisin elindeki makineli MP3 silahıyla sadırı girişiminde bulundular. Hüseyin Ekinci’nin babası Müslüm Ekinci’ye de otomobil ile çarparak yaraladılar.

2 Kasım günü ise Hizbulkontra-Hüda Par çeteleri, Batman’ın İpragaz Mahallesi’nde, Yurtsever Kürt Koçerleri’nin bir düğününü otomatik silahlarla taradılar. Bir düğünü taramakla, yeni bir katliam yaptılar. İki çocuk babası Özcan Temel’i katlettiler. Saldırıda Mert Kasar, Mehmet Aras, Mazlum Biçen, Samet Kurt adlı gençler ile ismi öğrenilemeyen 2 kadın çeşitli yerlerinden yaralandı. Hüda Par lideri Zekeriya Yapıcıoğlu’nun, Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından bu katliamın olması, saldırı talimatının kim tarafından verildiğini işaret ediyor. Tetikçilik görevini ise Hüda Par’ın aldığı açığa çıkıyor.

Olayın hemen ardından Fetullahçı Ötüken Gladiosu’nun liderlerinden biri olduğu söylenen komiser Emrullah Uslu’nun, attığı twitlerde Hizbulkontra çetelerini savunması, katliamın çok planlı bir şekilde yapıldığını işaret ediyor. Emrullah Uslu’nun, eskiden de Ergenekon üyesi olduğu ve Çewlig’de komiser olarak görev yaptığı dönemde, Hizbulkontra’yı örgütlediği ve Eyüp Kişi’yi Çewlig Hizbulkontra şefi yaptığına dair bilgiler var. Tüm bu veriler gösteriyor ki, Ergenekon yerine kurulan Fetullahçı Ötüken Gladiosu’nun(AKP-Hizbullah-MİT-Polis-Ordu-Fetullahçılar), hizbulkontrayı yeniden Yurtsever Kürtlere karşı devreye koymuştur.

Hizbukontra-Hüda Par ve alt örgütlerinin son dönemdeki faaliyetleri, katillikleri bu kadar aleni iken, ister istemez şu soruları sormak hakkımızdır.

Hizbullah-Hüda Par, Ergenekon yerine kurulan Yeşil Ergenekon’un hizmetinde mi?

Hizbulkontra 1990’lardaki gibi Türk devletine tetikçilik yapma görevine geri mi döndü?

Hüda Par mı yoksa Hizbulkontra mı?

ZANA AZADİ.