‘Süreç’ bu şekilde ne kadar ilerler?

Devrimci üç Kürt kadınının, cenaze törenlerinin çok büyük katılımlarla ve olaysız geçmesi; Kürdistan’ın dört yanında ve Avrupa’da yaygın eylemlerle sahiplenilmesi, Kürt ve Türk tarafında birbirinden tamamen farklı ve zıt bir algı yarattı. Kürt halkı bu törenleri, üç kadının yaşam tercihlerini, ideallerini, kararlılıklarını ve mücadelelerini toplumsal sahiplenme olarak algıladı. Türkiye’nin, siyasal çözüm isteyen kesiminin büyük çoğunluğu ise bu durumu devlet lehine yorumlayarak; “Kürtler şiddetten yorgun düştüler, artık barış istiyorlar” şeklinde yorumladı.
Aynı olay, aynı tablo için neden birbirinden tamamen farklı iki algı oluşuyor?
Bu sorunun doğru cevabı birlikte veya komşu olarak yaşamanın da anahtarı olacaktır.
Çünkü Kürt toplumunun sevindiği, gurur duyduğu, onurlandığı her olay Türk tarafında huzursuzluk, can sıkıntısı ve psikolojik rahatsızlık yaratmaktadır. Tersi de doğrudur: Türk halkını sevindiren, mutlu eden gelişmeler Kürt halkında benzer ve ortak bir duyguya yol açmamaktadır. Israrla, Kürt kökenli televizyon dalkavuklarını bu gerçeğin karşısına çıkarmak, gerçeğin kendisini değiştirmiyor. Sadece aldanma ve aldatma eylemini sürdürmeye yarıyor.

“Kürtler şiddet ve savaştan yorgun düştüler, artık barış istiyorlar” demek sorunu halledecek mi?
Doğruysa eğer, Kürtler hangi şiddetten yorgun düştü?

Kürtler şiddet uyguluyordu da, elinde sopa, Türk halkına vura vura kolları mı yoruldu?
Tersi doğruysa eğer, Kürtler şiddet görüyor idiyse, kendisine zulmedene, “yeter, dayak yemekten yoruldum gel artık barışalım” anlamına gelen bir çağrı yapmışsa eğer, bu durum başlı başına bir hastalık durumu sayılmaz mı? Baskı ve zulüm altında olan, kurtulmak için sonuna kadar mücadele etmez, hayatta kalmak için direnmez mi? Türkiye aydını direnmeyi, başkaldırı ve isyanı neden hep kötü ve tehlikeli görmeye meyillidir?

Biliyoruz ki toplum-devlet ayırımı yapmadan, devleti herkesin ortak organizasyonu sayan saf ve yoksul mantık, devlet karşıtı olan her eylemi de kötülük sayar. Devleti, toplumu koruyan, toplumun hak ve özgürlüklerini sağlayan bir gereklilik gibi gören zihniyet; doğal olarak bu “kutsal” güce karşı çıkanı da kötüleyecektir. Oysa Bakunin egemenlere karşı, isyan bilinci gelişmiş insanı, hayvanlık ve düşünce aşamasından sonraki en üst aşamaya geçmiş insan olarak ödüllendirir.
Prensip olarak şiddete ve savaşa karşı çıkmak gerekir. Silah ve savaş bir amaç derekesine çıkarılarak kutsanmamalıdır. Amenna…

Fakat sanki yüzyıldır Kürt halkı inkar edilmiyor, soykırım tehditi altında kırımlardan geçilmiyor; sanki bu devlet Rumları, Ermenileri, Asuri-Süryanileri katletmedi de sütten çıkmış ak kaşık… Sanki haksızlığa, inkara, asimilasyona uğrayan, tehdit altında bulunan Kürt halkı değil de Türk halkı.
Bir temenniyse eğer öncelikle Türk halkı, Türkiye toplumu silahtan, şiddetten, savaştan bıkmalı. Her nasıl ve hangi yöntemle sağlanacaksa öncelikle bu sağlanmalı. “Dünyanın neresinde devlet silah bırakmış” demagojisi ve pespayeliğine sığınmadan Afyon’da, Karabük’te, Eskişehir’de Kürt oldukları için linç edilenlerin kim tarafından, hangi yöntemlerle ve hala nasıl zehirlendikleri görülmeli ve bu kirli politikalar terkedilmeli.

Kürt halkının büyük çoğunluğu siyasal bilinci, algısı ve pratiği ile zaten barışçıdır. “Savaştan ve şiddetten bıktığı” için değil, politik-ahlaki kültürü gelişkin olduğu için böyledir.
Bu bakımdan devletle PKK’yi eşitleştirmek, hatta devletten daha çok ve daha önce PKK’yi eleştirmek, barış ve diyaloga bir yarar getirmez. Çünkü bir yanda egemenlerin elindeki devlet aygıtı var, diğer tarafta Kürt halkının kendi öz gücü ile kurduğu ve başkaca hiçbir güvencesi olmayan, desteklediği bir örgüt…

Hintli yazar Arundhati Roy “Çekirgeleri Dinlemek”te tam da bu noktaya parmak basıyor:
“…Kendim şiddete başvurmayacak olsam bile, ülkedeki koşullar göz önünde bulundurulduğunda, şiddeti mahkum etmek ahlaksızca olacaktır… Keza, korkunç adaletsizliklere karşı mücadele eden bir direniş hareketini, o adaletsizlikleri uygulayan hükümetle aynı kefeye koymak saçmadır” diyor.

FERDA ÇETİN – Yeni özgürpolitika