Katliamda Türk devleti hala olağan şüpheli- Cahit Mervan

Paris Savcısı François Molins, Pazartesi günü Adalet Sarayı’nda yaptığı basın toplantısıyla 9 Ocak günü üç Kürt kadının kalleşçe ve hunharca katledilmesine ilişkin sis perdesinin biraz da olsa dağılmasına yol açtı. En azından açıklama bir yığın komplo teorisini boşluğa itti, eledi.

Örneğin İran ve Suriye’nin bu işin arkasında olduğu veya ‘bu katliamın Türkiye’nin büyümesini istemeyen dış güçler tarafından yapıldı’ türünden bayat senaryoların tümden çökmesine yol açtı. Savcı titiz bir şekilde seçtiği kelime ve kurduğu cümlelerle katilin adresini teke indirdi. Dikkatlerin daha fazla Türk derin güçlerine çevrilmesine neden oldu.

Aslında Paris savcısı hem çok şey söyledi, hem de sanki Türk medyasının ağzını açarak beklediği gibi ‘hiç bir şey’ söylemedi.

Türk tarafında beklenti büyüktü. Türk medyası kendisini, olmayan bir şeye o kadar inandırmıştı ki, ona göre Paris savcısı ‘olayı çözdük. Katili yakaladık. PKK üyesi ve olay örgüt içi infazdır’ diyecekti. Veya en azından sadece Türk tarafının ve Türk mahallesinde dış kapının mandalı olmaya kendilerini adamış sözde bazı Kürtlerin ileri sürdüğü ‘bu katliamın Türkiye’nin büyümesini istemeyen dış güçler tarafından yapıldı’ teorisini güçlendiren şeyler söyleyecekti.

Türk hükümetinin ve medyasının bu beklentileri sıfır düzeyinde bir değer gördü. O kadar ter dökmelerine rağmen Paris’te ciddi alıcı bulamadı.

Çünkü savcı Molins ne katliamı çözdüklerini söyledi, ne katili yakaladıklarını, ne Ömer Güney’in PKK üyesi olduğunu ne de 9 Ocak katliamının bir örgüt içi hesaplaşma olduğunu’ söyledi.

Bir anlamda Paris savcısı Pazartesi akşamı yaptığı açıklama ile katliamın ilk duyulmasıyla birlikte başbakan yardımcısı Hüseyin Çelik’in ve başbakan Tayyip Erdoğan’ın yönlendirmesiyle yürütülen ‘iç hesaplaşma’ iddiasına noktayı koydu. Geçersiz kıldı.

Savcı yaptığı açıklamada bunu çağrıştıracak tek bir cümle dahi kurmadı. Basının ısrarla zanlının ‘Kürt kökenli mı?’ sorularına karşılık savcının ısrarla Ömer Güney için ‘Türk vatandaşı’ demesi dikkat çekiciydi.

9 Ocak katliamından tam 12 gün sonra açıklama yapan savcı Kürt kamuoyunda yaygın adres olarak işaret edilen Türk derin devletini kısmen ve dolaylı olarak işaret etti. Bu manada savcı çok şey söyledi.

1- Savcı Ömer Güney’ın ‘kendisini 2 yıldır PKK üyesi olarak tanıttığını’ söyledi. Savcı bunu kendi iddiası olarak ileri sürmedi. Ayrıca zanlının bu iddiasını doğrulayacak herhangi bir açıklama, ek bilgi ve istihbarat notu paylaşmadı. Çünkü hiç kimse ne dolaylı olarak ne de direkt Avrupa’da ‘ben şu tarihten itibaren PKK üyesiyim’ diye bir iddiada bulunmaz. Böyle bir ‘PKK tipolojisi’ yoktur. Alay konusu olur. Bunu en fazlada Avrupa’da PKK’yi yakından izleyen istihbarat örgütleri bilir. Kaldı ki eğer Ömer Güney ‘bir PKK üyesi’ olsaydı, emin olun ki Paris Savcısı bunu tereddüt etmeden ve hem de büyük bir zevkle açıklardı.

2- Bu iddia Paris savcılığı ve soruşturmayı yürüten ekip tarafından inandırıcı bulunmadığı ve istihbarat verileriyle desteklenemediği için savcı ‘Güney’in bağlantıları ve kim olduğu konusu araştırılıyor’ dedi. Bu oldukça önemliydi. Büyük ihtimalle bu kişin ‘kim’ olduğu ve ‘bağlantıları’ gerçeği tüm çıplaklığıyla görmemizi sağlayacak.

3- Savcı kesin olarak Ömer Güney ‘katil zanlısıdır’ demedi. Savcı ‘Güney’in katliamda rol aldığına dair önemli ve uyumlu deliller’ var dedi. Savcı zanlının tek başına mı, yoksa başkaları ile birlikte mi bu katliamı yaptığına açıklık getirmedi. Ve savcı ‘sorgular devam edecek. Onun katliama katılmış olmasını veya yardımcı olup olmadığını araştırmak için sorgu antiterör masasında devam edecek’ dedi.

4- Dahası günlerdir ‘örgüt içi hesaplaşma’, ‘Fransa katliamı çözdü’ diye yalan-yanlış yayın yapan, bu yalanlarını ‘güvenilir kaynaklar’ gibi her tarafa çekilecek bir maske ile örtmeye çalışan Türk medyasının aksine Paris savcısı, şu ana kadar ‘bu cinayetin neden işlediğine dair hiçbir ipucu elde edilemedi’ dedi.

Paris savcısının açıklamasından sonra bir Türk televizyonuna telefonla katılan zanlı Ömer Güney’ın amcası Zekai Güney ise bilinen jargonla ‘hiçbir şekilde aile olarak PE-KA-KA’ ile ilişkilerinin olmadığını söyledi. Ve yeğeninin hava alanında bir güvenlik şirketinde çalıştığını ve ‘Benim yeğenim rahatız, beyninde tümör var. Bir saat önce ne yediğini bile hatırlamaz’’ iddiasında bulundu.

Paris savcısının açıklamasıyla birlikte katliam çözülmedi, ancak çözülmesi için önemli bir eşik aşılmış oldu. Her şeyden önce Türk hükümet ve medyasın ‘örgüt içi infaz’ gibi ahlaksız ve mesnetsiz senaryosu çöktü. İran ve Suriye ilişkin komplo teorileri de yerle bir oldu. Orta yerde birkaç ihtimal kaldı.

1- Ömer Güney beyninde tümör olan bir hasta. Ancak bu hasta haliyle son derece iyi planlanmış bir katliam gerçekleştiriyor. DNA örneği dahi hiçbir iz bırakmıyor. Katliamda kullandığı silahı yok ediyor. Ve ne hikmetse 96 saat süren sorguda neden bu katliamı gerçekleştirdiğini anlatmıyor. Yani amcasının dediği gibi ‘Bir saat önce ne yediğini bile hatırlamaz’ türden bir katil! Bunun sıfır düzeyde bir olasılık olduğunu düşünmek gerekir.

2- Ömer Güney’in bu katliamla hiçbir ilişkisi söz konusu değildir. Katliamı yapanlar ona komplo kurdular. Katliamı onun üstüne yıktılar. Bu ise savcının ileri sürdüğü delillere göre çok anlaşılır ve mantıklı gelmiyor.

3- Ömer Güney Türk derin devlet güçleri tarafından Kürt toplumu içine sızdırıldı. Bu katliamı tek başına değil, başkalarıyla birlikte planladı. Katliamda tetikçi veya yardımcı olarak yer aldı. Savcının açıklamalarından sonra akla yatkın en gerçekçi senaryo bu kalıyor.

Bu cinayette bütün yollar Türk devletine ve onunla bağlantılı derin güçlere çıkıyor. Bu katliamda Türk devleti halen olağan şüpheli olmaya devam ediyor. Ömer Güney’in yeni bir Ogün Samast olma ihtimali giderek güç kazanıyor.

Bu şahsın Kürt toplumu ile kurduğu ilişki dışındaki diğer ‘ilişkileri’ katliamın arkasındaki esas gücü ve derin aklı ortaya çıkaracaktır. Ömer Güney’in Alperenler ve BBP bağlantısı çıkarsa bu benim için hiç şaşırtıcı olmayacak.

Bu nedenle başta Paris Kürt toplumu olmak üzere, Paris savcısının bu açıklamasıyla birlikte hem işin takipçisi olmalı ve soruşturmayı yürüten Paris savcılığını gerekli desteği ve yardımı göstermelidirler.

Ömer Güney’in kim olduğunun ve ilişkilerinin açığa çıkarılması hem bizi gerçek katillere götürecek, hem de Kürdistan Özgürlük Hareketini hayasızca ve mesnetsizce suçlayanlara karşı esaslı bir cevap olacak.

Türk medyası Paris savcısı Molins’in ‘cinayeti neden işlediğine dair hiçbir ipucu elde edilemedi’ ve ‘Güney’in bağlantıları ve kim olduğu konusu araştırılıyor’ demesine rağmen, katliamı ısrarla ‘örgüt içi infaz’ ve zanlı Ömer Güney’i ‘PKK üyesi’ diye lanse etmesi artık bıktırıcı ve tiksindirici bir hal aldı.

Görünen o ki Türk medyası Paris savcısının açıklamasından da gerekli dersleri çıkarmayacak. O Türk hükümetinin PKK’yi, dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketini karalama, gözden düşürme, mümkün olursa iç problemler yaratarak bölüp-parçalama stratejisine uygun bir yayın politikası izlemeye devam edecek.

Görünen o ki tıpkı Namık Durukan’ın yaptığı gibi ‘güvenilir kaynaklara’ dayandırılarak çok yalan, yanlış ve bir o kadarda kirli ve kalleşçe haber yapılacak. Manşet atılacak. Gerçeği katlederek, delilleri karartarak, kafaları karıştırarak, kirli ve kalleşçe propaganda yaparak katile yardım ve yataklık yapacak.