Kur’anî Kürtler ve Bid’adî İktidarlar

Peygamber (s.a.v.) şahsında asr-ı saadet diyebileceğimiz dönemden sonraki İslâm tarihinde iktidar ve egemenler İslâmî hak ve hakikatleri müslüman toplumun gündeminden ve gündelik hayatından çıkarma çabası ve gayreti içerisinde oldular. Amaç belli;kendi istedikleri İslâm anlayışını (Sayın Öcalan’ın ifadesiyle Karşı İslâm’ı) halka empoze edip onları istedikleri yöne çekmek. Yani İslâm, özünden kopartılmaya çalışıldı ve kopartıldı da.
 
İslâmî gerçekler örtbas edildi. Toplumu çok basit ve İslâmî hiç bir dayanağı olmayan, sonradan ortaya çıkarılan (zaten bid’at, kelime olarak sonradan ortaya çıkan şey demektir), hatta gayr-i İslâmî olan bid’atlarla oyaladılar. İslâm, Kur’an ve Sünnet referanslı bir İslâmiyet olmaktan çıkartılıp sakal-ı şerif gib kutsal emanetler İslâm’ı, cevşenler İslâm’ı, jet İmam’lı teravihler İslâm’ı, kurban bayramında deri toplama İslâm’ı, kandiller İslâm’ı vs. haline getirildi. Bunları yaparsanız bilmem ne kadar sevap kazanırsınız, bilmem cennette kaç tane köşk size verilecek, bilmem gelmiş ve geçmiş günahlarınız bağışlanır gibi Kur’an ve sahih sünnette dayalı olmayan bir çok bid’atvarî söylem türetildi. Bu tür bid’at ve bid’atvarî söylemler, tamamen Kur’anî ve Sünnetî İslâm’ı ortadan kaldırıp kendi ‘İslâm’ inancını kabul ettirmeye yönelikti. Zira ‘Karşı İslâm’ın egemen ve iktidarları, kendi dönemlerinde Kur’anî ve Sünnetî İslâm fikiriyatı ve mefhumesiyle halka önderlik etmeye çalışan, toplumu örtbas edilen gerçekler hakkında örgütlemeyi çabalayan ulema ve müçtehitleri işkencelere tabi tutmuşlar, katletmişlerdir. Ayrıca biz bid’atların doğuşuna ve yaygınlaşmasına sebep olan hususlara baktığımızda da, birinci sırada ‘bid’atlar bilinçli olarak üretildi’ yer almaktadır.
 
Günümüz müslüman devletlerin İslâm anlayışları da ‘Karşı İslam’ın geçmiş egemen ve iktidarlarından kalmadır. Çünkü bu anlayış halifelik anlayışı değil, saltanat’ın ve saltanatçının anlayışıdır. Nasıl ki Muaviye ile birlikte halifeliğin yerini saltanat almışsa, aynı şekilde Muaviye anlayışı olan ‘Karşı İslâm’ anlayışı da saltanatvari şekilde günümüze gelmiştir. Burada ortaya çıkan çok önemli bir konu var ki; o da siyasi ve dini anlayışta değişimin bir birliktelik içinde olmasıdır. Bu değişimin varisleri büyük bir ittifak ve ittihad ile seleflerinin izinde gitmişler. Çünkü onlar da selefleri gibi iktidarlaşma, egemen olma ve hükmetme arzusu içinde oldular. Bu arzularını gerçekleştirmeye yegane engel, Kur’anî ve Sünnetî hak ve hakikatlerdi. Bunun için de sürekli bu hak ve hakikatleri örtbas etmeyi, saptırmayı hatta yalanlayıp ortadan kaldırmayı çabaladılar. Kur’an’da Allah (c.c.), bunlar hakkında çok sert ifadeler kullanıp şöyle buyurulmaktadır:
‘’O münafıklar ki, mü’minleri bırakıp Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri dost ediniyorlar. Yüceliği ve gücü onlarda mı arıyorlar ? Unutmayın bütün güç, kuvvet ve şeref yalnızca Allah’ındır.’’ (Nisa Suresi, 139. ayet)
‘’Allah’tan gelen gerçekleri örtbasedenler ve başkalarını da Allah yolundan saptırmaya çalışanlar derin bir sapıklık içindedirler. Hakikatleri örtbasedenleri ve varlık sebebine göre aykırı davrananları, Allah asla affetmeyecek ve onlara bir yolda göstermeyecektir.’’
(Nisa Suresi, 167. ve 168. ayet)
 
Toplum, mezkur bid’atlarla uyuşturulmaya ve uyutulmaya çalışıldı (bu bid’atlar din adı altında topluma verildiği için, din bu noktada Karl Marx’ın deyimiyle afyon görevini yerine getirmiştir ancak bu Karşı Din’dir). Bid’atların ortaya çıkarılması demek, yukardaki ayetlerde bahsedildiği gibi gerçeklerin örtbas edilmesi ve başkalarının da Kur’anî ve Sünnetî İslâmiyetten saptırılması demektir. Bu da toplumun ittikadi, sosyal, siyasal, kültürel ve iktisadi sorun ve meselelere, egemen ve iktidarların bakış açısıyla bakmaları veya hiç bakmamaları demektir. Çünkü egemen ve iktidarlar, toplumsal sorunlar konusunda toplumu sürekli ya kendi lehlerine olacak bir pozisyonda ya da tamamen pasif bir pozisyonda görmek istemişlerdir. Kendilerini deşifre eden, muhalif olan ve gerçeklerin üzerindeki örtüyü kaldıran bir toplum asla istememişlerdir.
İşte günümüz egemen ve iktidarların İslâm anlayışı da, dediğimiz gibi öncekilerden miras kalmadır.
Bu anlayış, söz  konusu  Kürtler ve Kürtlerin temel hakları oldu mu, kendisini en iyi şekilde deşifre ediyor. Kürtler, Kürtlerin temel hakları ve Kürdistan sorunu, bunların islâm anlayışları konusunda turnusol kağıdı görevi görmektedir. İslâm hak ve hakikatleri üzerindeki örtü Kürtler tarafından kaldırılmaya çalışıldığı an bunlar, kendi bid’atvari‘Karşı İslâm’ anlayış ve söylemlerine baş vuruyorlar. Ancak ancak Kürtler bunu yutmaz. Bu numaraları artık özellikle biz İslâmî ve dindar Kürtlere sökmez. Kur’an ve sünnet kaynaklı gerçekleri biliyoruz. Biz dindar Kürtler, Kur’an kaynaklı bir çözüm ve anltlaşmayı kabul ediyoruz. Çünkü biz,  ‘’Kitapta hiş bir şeyi eksik bırakmadık’’ (Ena’am Suresi, 38. ayet), ‘’Bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, çözüm için, Allah ve Resulü’ne başvurunuz.’’ (Nisa Suresi, 59. ayet),  ‘’İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Sizi Allah yolundan ayırıp, parçalayacak yollara uymayın.’’ (En’am Suresi, 153. ayet) ayet-i kerimelere kalben iman ediyor, Allah’ın (c.c.) bir delili, bir ayeti (Rum Suresi, 22. ayet) olan kendi anadilimizle de tasdik ediyoruz. İşte biz Kürtlerin İslâm anlayışı budur. Biz Kur’anî Kürtleriz, siz ise Bid’atî iktidarlarsınız.
 
*Bu yazı vesilesiyle hem 15 Ağustos 1984 atılımını hem de 15 Ağustos Azadiya Welat gazetesinin günlük yayına başlama yıldönümünü kutluyorum. Şehid Egît şahsında da tüm Kürdistan şehitlerini Kurdî ve Kurdewarî duygularımla anıyor, kendilerine Allah’tan (c.c.) rahmet diliyorum.
 

Mistefa Dewlemend
Amed News Agency