Ya yurtseverlik, ya AKP’lilik! İkisi bir arada olmaz

Hiç bir sömürgeci güç, hiç bir istilacı ve işgalci güç, yerli halktan, hele de onun elitlerinden destek almadan başka bir ülkeyi, başka bir halkı el altında uzun süre tutamaz. Kaldı ki bunun da bir sonu var. Ne kadar destek alsa da, gün gelip çekip gitmek zorunda kalanlar hep sömürgeci ve işgalci güçler oldu.
Bir zamanlar Güney Kürdistan’da müsteşarlardan geçilmiyordu. Saddam yurtsever harekete karşı bir takım Kürdün koltuğuna girmiş, yedirmiş içirmiş ve yanına almıştı. Cehşlar himayelerinde yüzlerce, binlerce silahlı adam besliyor, Kürdistan’da astıkları astık, kestikleri kestikti.
Kuzey yakasında ise TC her dönem birilerinin koltuğuna girerek yanına aldı. TC işini gördükten sonra bunlardan bir kısmını darağaçlarına göndermekte gecikmedi. Kürt halkı Şêx Said, Seyid Rıza, Alişêr ve Zarifeleri şükranla anarken, TC ile işbirliğine girenleri hep lanetle andı.
Son otuz yıldır ise TC, Köy Koruculuk Sistemi ile işini haletmeye çalışıyor. Birçok bölgeden ağalarla girilen ilişki sonucu binlerce, onbinlerce Kürt köylüsü eline silah alarak kendi kardeşlerine karşı savaştı. Binlerce, onbinlerce Kürt karşı karşıya getirilerek katledildi. Ölen Kürt, öldüren Kürt olunca rejim elini oğuşturdu.
Şayet Kürt ağaları, aşiret liderleri ellerine silah almayıp devlete tavır takınsalardı, belki de bunca kan akmaz, bu 30 yıllık zaman boşuna akıp gitmezdi. Yine de koruculuğun geç de olsa çözülmeye başlaması Kürdün hayrınadır.
Şu son on yıllık sürede çözülen, dağılmaya başlayan salt Koruculuk olmadı. Türk devleti de bir sistem olarak Kürdistan’da erozyona uğramaya başladı. TC’yi taşıyan tüm partiler Kürdistan’da tabela partisine dönüştü. Rejim dağılan, çözülmeye başlayan devlet partileri yerine, aynı amaca hizmet eden, biraz islam cılası, biraz demokrasi pudrası, biraz Kürt esansıyla yerine yenisini ikame etmekte geçikmedi.
İşte AKP Kürdistan’da bu misyonu yüklendi, TC’yi Kürdistan’a yeniden taşımaya başladı. AKP’ye Amerika ve Almanyalardan vize çıkaranlara, ona finansörlük yapanlara, ona Kürtlük cilası çalanlara baktığınızda karşınızda Kürtleri bulursunuz: Cüneyt Zapsular, Mir Dengirler ve adlarını saymadığımız diğerleri. Kimi naifliğinden, kimi kariyer hırsından, kimi halledilmemiş eski hesaplardan ve kimileri de Kemalist devletçe uğradıkları mağduriyetten.
Ne zaman ki AKP palazlandı, TC’yi taşıyan tek güç oldu, Kürdistan’da yeniden yer buldu, işte o zaman bunlara ihtiyacı kalmadı ve her birini farklı bir yere savurdu. Kürdistan’daki hesabının tutması ve geleceğinin devamı için bunların yerine ithalle yöneldi. Otel lobilerinde sabahlamalar, sıra geceleri birbirini izledi. Türk Hava Yollarının tarifeli uçuşları bu iş için rezerve edildi. Para pul su gibi akıp gitti. “Anlaşılmayan dil ya da yaşayan dillerden birinden” yayın yapan TRT Altı’ya baktığınızda manzara net olarak görülür.
AKP sıkıntıya girdiği bu ara dönemi bunlarla atlatmaya çalıştı. Ancak bu da derdine derman olmadı. Bu silah da geri tepti. Olan AKP trenine son anda atlayan bu bay ve bayanların karizmasına oldu.
Yine AKP’nin Kürdistan’daki il ve ilçe teşkilatlarına, taşıyıcılarına baktığınızda birçok tüccarla karşılaşırsınız. Kendilerine sanayici de diyen bu tüccarlardan birçoğu için alınıp satılmayacak hiçbir şey yoktur. İşleri tüccarlık, tek emelleri ise para ve puldur, bu yolda herşey mübah ve meşrudur. Bunlar arasında bir kesim de var ki oldukça iddialıdırlar; yurtsever geçinirler, hatta Kürdistan’ın bağımsızlığından aşağı bir statüye dudak büker, federasyon ve özerkliği küçümserler.
Saddam’dan sonra şimdi de Kürdistan’ın batısını işgal eden Esad rejimi çöküyor. Kürdistan’ın bir yakası daha özgürlüğüne kavuşuyor. Kürdistan’ın batısında tüm ulusal güçler el-ele, kol-kola birlik halindeler. Kiminin elinde Öcalan’ın, kiminin evinde Barzani’nin portreleri bulunuyor. Bu durum birlik önününde bir engel teşkil etmiyor, tersine onu daha anlamlı ve güven verici kılıyor. Sıra yarın Kuzey yakasına da gelecek.
Kürdistan’ı kan gölüne çeviren, her Kürt kazanımını savaş gerekçesi sayan, dün Güney’e dayılık taslayan, bugün Batı Kürdistan’ın özgürlüğünü kırmızı çizgi olarak tanımlayan bir rejimin işbirlikçileri olarak anılmak istemiyorlarsa şayet, bu kirli ve çirkin yoldan biran önce dönmeli, AKP’den el çekerek onu kendi kaderiyle başbaşa bırakmalıdırlar. Bunu başkaları için değilse bile, çocuk ve torunlarının yarın başları önde dolaşmamaları için yapmalıdırlar.
AKP’nin Kürdistan’daki taşıyıcılarını iknaya bizim gücümüz yetmez. Gün olur da laf açılırsa, yurtseverliğin bu olmadığı yüzlerine yüzlerine çarpılmalı, bu tüccarlardan alınan destekle Roboskî’de çocuk ve gençlerin katledildiği suratlarına haykırılmalıdır. Kundaktaki çocuklar Kürtçe gığ demek için analarının kucaklarında sokaklara dökülür, vahşetin kurbanı olurlarken, Kürt kanı döken, Kürdistan’ı yangın yerine çeviren cellatlara koltuk değnekliğini yurtseverlik diye yutturmaya çalışanlara her yurtseverin bir çift lafının olması gerekir:Ya yurtseverlik, ya AKP’lilik! İkisi bir arada olmaz!

 

MEMO ŞAHİN / Yeni özgür politika