‘Özerklik Anlaşması’nda Said-i Kurdî’nin imzası

Said-i Kurdî’, birçok örgütün üyesi olmasının yanı sıra 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nde de kurucu üyeliğini üstlenmiştir. Said-i Kurdî’nin yaşamındaki en önemli dönemeçlerden biri de, Kürdistan Teali Cemiyeti adına, dönemin iktidar partisi Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasında yapılan ‘’Özerklik Anlaşması“dır.

SAİD-İ KURDÎ VE KÜRT SORUNU – III

Said-i Kurdî’nin üye olduğu İstihlas-ı Kürdistan Cemiyeti’nin kuruluş amacı, bugünkü Türkçeyle şöyle belirlenmiştir:
‘’İslamiyetin ulu hükümlerine uygun ve ulusun mutluluğu ile vatanın güvenliğini güvence altına alan Kanun-u Esasi’nin (Anayasa) ilke ve faydalarını bu gerçeklere vakıf olmayan birtakım Kürtler’e anlatmak ve Osmanlı yüce sıfatını her zaman korumakla birlikte din ve milletin başlıca ilerleme ve yaşam nedeni olan Meşrutiyet ve meşveret sistemini (parlamenter sistemi) koruyup ilerlettikçe, yüce hilafet ve padişahlık makamına Kürtler’in bağlılıklarını artırmak; vatandaşları olan Ermeni, Nasturi ve diğer Osmanlı halkları ile iyi geçinmek ve ilişkilerini daha da geliştirmek, kabile ve aşiretler arasındake düşmanlıkları ve çekişmeleri gidermek ve tümünün bir meşru merkez çevresinde ilerleme, gelişme koşullarını yaratmak ve eğitim, sanayi, ticaret ve tarımı yaymak ve düzenlemek…’’ (Bkz. M. Bayrak: Kürtler…, Ank. 1993,s. 83)

Gerçekten de bu örgütün en önemli eylemlerinden biri, öncelikle Kürdistan’da Kürtler’le Ermeniler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için bir Muhtıra hazırlayıp, hem Kamil Paşa hükümetine hem de Ermeni Patrikhanesi’ne sunmak olur. (Bkz. Prof. Dr. T.Z. Tunaya: Türkiye’de Siyasi Partiler, Cilt-1, İst. 1984,s. 405).
Bu Cemiyetin yayın organı olan Kurd Teavün ve Terakki Gazetesi’nin daha ilk sayısında Said-i Kurdî’nin önemli bir Kürtçe yazısı yayımlanır. ‘’Bediüzzaman Molla Said-i Kurdî’nin Nesayihi’’ (Nasihatleri) başlığıyla verilen Kürtçe yazı ‘’Ey Geli Kurdan’’ yani (Ey Kürt Halkı) sözleriyle başlıyor. Tıpkı, Dr. Abdullah Cevdet’in 1909’da yayımladığı ‘’Bir Hutbe’’ gibi, Said-i Kurdî de Kürt halkına sesleniyor. Önemi dolayısıyla bu yazının Türkçe çevirisini birlikte izleyelim:
‘’Ey Kürt halkı! İttifakta kuvvet, ittihadda hayat, kardeşlikte saadet, hükumette selamet vardır. İttihad bağını ve muhabbet şeritini sağlam tutun. Ta ki sizi beladan kurtarsın. İyi kulak verin, size bir şey söyleyeceğim: Biliniz ki, üç cevherimiz vardır; bizden korunmalarını isterler. Birincisi İslamiyettir ki, binler ve binlerce şehidin kanları, ona paha ve bedel olmuştur. İkincisi insaniyettir ki, halkın nazarında akıllıca hizmetlerle, yiğitliğimizi ve insanlığımızı dünyaya gösterelim. Üçüncüsü milliyetimizdir ki, bize üstün meziyetler vermiştir. Bizden öncekiler iyilikleriyle yaşıyorlar. Biz kendi gayretimizle milliyetimizi koruyarak, onların ruhunu kabirlerinde şad etmeliyiz.

Bunun ardından bizim üç düşmanımız var; bizi harab ediyorlar. Biri, fakirliktir. İstanbul’daki kırk bin hammal, bunun delilidir. İkincisi cehalet ve eğitimsizliktir ki, içimizden binde bir kişinin bile gazete okuyamayışı, bunun bir delilidir. Üçüncüsü, düşmanlık ve anlaşmazlıktır ki, bu iç düşmanlık, gücümüzü kaybettiriyor, bizi terbiyeye müstehak kılıyor ve Hükümet de, insafsızlığından bize zulmediyor.

Siz eğer bunları işittiyseniz, biliniz, bizim tek çaremiz şudur ki: Biz üç elmas kılıncı elimize alalım, ta ki bu üç cevherimizi elden çıkarmış olmayalım, bu üç düşmanı üstümüzden atalım. Birincisi adalet, eğitim ve okuma kılıcıdır. İkincisi ittifak ve milli muhabettir. Üçüncüsü herkes kendi işini bizzat kendisi yapsın, sefiller gibi başkasının kudretinden ümid beklemesin ve sırtını hiç bir vasiye dayamasın…
Son olarak da: Okumak, okumak, okumak!.. El ele vermek, el ele vermek!’’ (Yazının özgün Kürtçesi ve Türkçe çevirisi için ayrıca bkz. Malmisanij: Said-i Nursi ve Kürt Sorunu, Doz yay. İst. 1991, s.80 ve M. Latif Salihoğlu: Bediüzzaman’dan Tesbitlerle Türk- Kürt Kardeşliği ve Ülkenin Huzur Reçetesi, Gençlik yay. İst. 1994,s. 135-136).

Said-i Kurdî’nin eğitime ilişkin önemli bir yazısı da 1908 yılında Şark ve Kürdistan gazetesinde yayımlanmıştır ki, bu aynı zamanda Hükümete, açılması istenen üniversite için verilen bir dilekçedir. (Çevrimyazısı için bkz. Malmisanij: Age, s. 84-85).

İstanbul’da Şal û şapik’le gezen bir Kürt

Said-i Kurdî’nin üyesi bulunduğu ve çalışmalarında yer aldığı bir başka Kürt örgütü ise, 1910’da kurulan ve tüzük – proğram yerine geçen Nizamname’sini ilk kez bizim yayımladığımız Kurd Neşr-i Maarif Cemiyeti (Kürt Eğitim- Öğretimi Yayma Derneği’dir. Said-i Kurdî, 13. sırada derneğin kurucu üyelerindendir.

Nizamname’nin 2. maddesinde, Derneğin amacı; ‘’Ülke içinde en çok eğitim nimetinden yoksun olan Kürtler arasında eğitim ve sanayii yayıp geliştirmek’’ olarak belirtiliyor. 3. Maddede ise; ‘’Derneğin şimdilik İstanbul’da Kürt çocuklarına özgü ilkokullar açacağını ve mali durumu dernek mensupları ve yardımsavarların katkılarıyla yeterli düzeye gelince, sakinlerinin çoğunluğu Kürt olan kasaba ve köylerde ve özellikle mazlum bir halde kalan aşiret ve kabileler arasında okullar kurup yoğunlaştırarak cehaletini gidermeye çalışmak olduğu’’ belirtilmektedir. (Bkz. M. Bayrak: Govend der. 1990 ve Kürdoloji Belgeleri-I, Ank. 1993,s. 544- 549).

Kadri Cemilpaşa (Zinar Silopi), anılarında, bu tarihlerde Said-i Kurdî ile karşılaşmalarını şöyle anlatır:
‘’Tatil günleri okuldan çıkıp Diyarbakırlı hemşehrimiz Erganili Abdullah Çavuş’ın kahvehanesinde biraraya geliyorduk. Bu esnada Kürt kıyafetiyle kahveye gelen Kürtleri gördüğümüzde içten gelen bir sevinçle bunları hayran hayran seyretmekten büyük bir zevk duyardım. Özellikle Nur talebeleri üstadı Molla Said’in yakışıklı, babayiğit tavrıyla Kürtlere mahsus giydiği (şal û şapik) elbisesi ve koloz mendili ile başı yükseklerde dolaşmasını izlemekten pek çok zevklenirdim.’’ (Doza Kurdistan/ Kürdistan Davası, Yay. Haz. M. Bayrak, Özge yay. Ank. 1992,s. 28).

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucu üyesi…

Kuşkusuz, Said-i Kurdî’nin yaşamındaki en önemli dönemeçlerden biri, 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti adına, dönemin iktidar partisi Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasında yapılan ‘’Özerklik Anlaşması’’dır.
Bugün elimizde 150’ye yakın üyesinin listesi bulunan Kürdistan Teali Cemiyeti, bildiğimiz kadarıyla en yaygın Kürt örgütlerinin başında geliyor. Vet. Dr. Mehmed Nuri Dersimi, Eczacı Sarıoğlu Hüseyin Hüsnü, Miralay Halil Bey, Tıbbiye öğrencisi Necib Bey, Sarısaltıklı Halil Bey, Koçgirili Alişan Bey, Haydar Bey ve Koçgirili Alişer Efendi gibi birçok Dersimli Kürt aydını da bu örgütün içindedirler. Üyelerinin yüzde 80’i yüksek eğitimli asker ve sivil bürokratlar ile öğretim üyelerinden oluşan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucu ilk üç üyesi de Müküslü Hamza, Mutkili Halil Hayali Bey ve Bediüzzaman Molla Said (Kürdizade Said)dir. Ekrem Cemilpaşa ise, ilk kurucu üyeler arasına, Erganili Dr. Mehmed Şükrü Sekban Bey’i de ekler.

T. Z. Tunaya ise, bunlara ek olarak şu kurucu ve yöneticilerin isimlerini verir: Seyid Abdülkadir, Hüseyin Şükrü Baban, Muhiddin Nami Bey, Babanzade Hikmet Bey ve Aziz Bey.

Tunaya, 1976 yılında Ord. Prof. Şükrü Baban’la bir araya gelerek diğer yönetici ve üyelerin de isimlerini belirlemek isterler, ancak hazırladıkları liste 23 üyeyi geçmez. Oysa biz, ilk aşamada 100’e yakın isim belirledik ve İsmail Göldaş, buna 50 dolayında isim daha ekledi ki bugün bu sayı daha da artmıştır.

Kürt örgütlenmesinde iki yaklaşım

Meşrutiyet’in ilanından sonra çeşitli isimlerle kurulan Kürt örgütlerini yönetenler iki bölüme ayrılmaktaydı. Bunlardan birinci grup, büyük devletlerce kurulmak istenen Ermenistan’a yurt olarak gösterilen bölgelerde Kürtler’in çoğunluk oluşturduğunu ve Ermeniler’in ancak nüfusun yüzde 8’i oranında olduğunu ileri sürerek yalnız buna engel olmaya çalışmak; ikinci grup da bir Ermeni Hükümeti yanında bir Kürt Hükümeti de kurmak için çalışıyordu.

Osmanlı’nın yenilgisinden sonra Mütüreke (Silah Bırakışması) zamanında Kürtler yeniden iki gruba ayrılarak, bunlardan birinci grup, Hilafet ve Osmanlı saltanatına bağlı bir Kürt özerkliği, ikinci grup ise Türkler’den tamamen ayrılarak, tümüyle bağımsız bir Kürt hükümeti kurulması için çalışıyordu.

Bilindiği gibi, Türkçü İttihad ve Terakki yönetimi, genişleme uğruna Alman militarizmiyle Birinci Dünya Savaşı’na girmiş, savaş sonunda yenilgiye uğramış ve bunun üzerine toprakları galip devletlerce işgal edilmişti. Bu yenilgi, İttihad ve Terakki hareketini iktidardan etmiş ve bu harekete muhalif Hürriyet ve İ’tilaf Fırkası (Partisi) iktidara gelmişti. Daha önce de vurgulandığı gibi, 1908- 1920 yılları arasında 20 dolayında demokratik Kürt örgütü kurulmuş ve bunlar 15 dolayında gazete ve dergi çıkarmaktaydılar.
Bu örgütlenmeler arasında siyasi partiler, kadın ve gençlik örgütleri bulunduğu gibi, en yaygın örgütlenme Said-i Kurdî’nin de kurucuları arasında bulunduğu Kürdistan Teali Cemiyeti idi.

İşte, Osmanlı’nın bu yenilgisi ve işgalinden sonra, başta iktidara geçen Hürriyet ve İ’tilaf Fırkası (Partisi) olmak üzere, kimi Osmanlı siyasi partileri Kürtler’le ittifaka girişiyorlardı. Çünkü bu oluşumlar, Kürtler’siz bir kurtuluşan olamayacağını biliyorlardı. (M. Kemal’in de, 1919’da yönünü Kürdistan’a çevirmesi bu düşünceden kaynaklanıyordu).

Kürtler’e ‘özerklik’ öngören bir program

Nitekim, o zaman Selamet-i Osmaniye Fırkası adında bir siyasi parti, doğrudan kendi proğramına, Kürdistan’a ‘’muhtariyet’’ verilmesini öngören bir hüküm koyuyordu. 19 Aralık 1918’de İstanbul’da yayımlanan Parti Nizamnamesi’nin 2. maddesinde; ‘’Memlekette ademimerkeziyeti idare (yerinde yönetim MB) kurulması ve özel kanunlar çıkarılıp gerektiğinde ülkenin bazı bölümlerinde siyasi muhtariyeti kabul eylemek amacını güttüğü’’ belirtiliyordu. (Bu Fırka’nın kısa tanıtımı için bkz. T.Z. Tunaya: Age, Cilt-2, s. 183-185 ve Proğramı va Dahili Nizamnamesi için bkz. Mehmet Ö. Alkan: Selamet-i Osmaniye Fırkası, Toplumsal Tarih, Sayı:38/1997)
Öte yandan, Osmanlı İla-yı Vatan Cemiyeti adında yaygın örgütlenmelerden biri, yine Kürtler’e ‘’özerklik’’ öngören bir hükmü doğrudan proğramına koyuyordu. Ancak, daha önemlisi İttihad ve Terakki’den sonra en büyük güç olup iktidara geçen Hürriyet ve İ’tilaf Fırkası (Partisi), doğrudan Kürdistan Teali Cemiyeti ile ilişkiye geçerek ‘’Kürtler’e özerklik verilmesi’’ temelinde bir Anlaşma yapıyordu. Kürdistan Teali Cemiyeti ile Damat Ferit Paşa’nın Hürriyet ve İ’tilaf Fırkası arasında Genel Merkezler düzeyinde imzalanan bu Anlaşma’da aynen şöyle deniyor: ‘’Proğramında esasen mahalli yönetim biçimini kabul eden Hürriyet ve İ’tilaf Fırkası Genel Merkezi ile Kürdistan Cemiyeti arasında, aşağıdaki madde üzerinde tam anlaşma sağlanarak, her iki taraf Tanrı’nın yardımına dayanarak, ülkenin kurtuluşu ve halifeliğin haklarının korunması için ortak çalışmaya söz verirler.
Madde: Çoğunlukla Kürt halkının oturduğu memleketler siyaset olarak İslam halifeliğine ve Osmanlı saltanatına bağlı olmak şartıyla, toplam halkın çoğunluğu tarafından seçilecek bir Emir (Mir)’in başkanlığı altında özerk yönetime sahip olacaktır.’’ 20 Aralık 1918 Karesi (Balıkesir) Mebusu Vasfi, Konya Mebusu Zeynel Abidin, Hürriyet ve İtilaf Fırkası Mühürü, Kürdistan Cemiyeti Üyesi Kurdizade Said, Cemiyet Üyesi Mehmed Ali, Kürdistan Cemyeti mühürü ve Başkan Seyid Abdülkadir.

Kimi gizli belgelerde bir ‘Kürd bilgini’

Görüldüğü gibi, Said-i Kurdî, Kürdistan Cemiyeti adına bu anlaşmayı imzalayan önemli şahsiyetlerden biridir. Diğer imzacı üye ise Emekli Miralay Mehmed Ali Bedirhan’dır. 1925’te Şark İstiklal Mahkemesi’nce idam edilen Seyid Abdülkadir, yargılanma sırasında 13 Mayıs 1925 tarihli duruşmada; bu belgenin doğruluğunu ve kendisiyle arkadaşları tarafından imzalandığını doğrulamış ve bundan amacın Ferid Paşa’nın Ermenistan emellerini kırmak olduğunu ve Kürdistan’a yalnız muhtariyet (özerklik) vermek istediklerini, yoksa Osmanlı Hükümetinden ayrılmak istemediklerini söylemiştir.

Gerçekten de, o tarihlerde Ermeniler’le de benzeri bir anlaşma imzalanmış ve Dr. Ali Birinci, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ilgili doktora çalışmasında buna yer verdiği halde, Kürtler’le yapılan anlaşmaya yer vermemiştir.
Öte yandan, Hürriyet ve İtilaf Fırkası Nizamnamesi’nin 20 maddesinde, gerçekten de ‘’Köy okullarında ve tüm ilkokullarda eğitimin yerel dil ile yapılması’’ kabul edilmiş ve 31. maddede de bunu tamamlayıcı görüşlere yer verilmişti.

Bu arada belirtelim ki, Said-i Kurdî’nin içinde yer aldığı bu heyet, sözüne bağlı kalarak, Kürt delegasyonu adına Şerif Paşa ile Ermeni delegasyonu adına Bogos Nubar Paşa arasında imzalanan Kürt- Ermeni Anlaşması ve Ortak Muhtırası’nı tanımadıkları gibi, Şerif Paşa’nın Paris Barış Konferansı’nı da terke zorlamışlardır.
Kimi gizli belgelerde ‘’Kürd bilgini’’ olarak nitelendirilen Said-i Kurdî, Hizan seyyidlerinden ihtiyat Binbaşısı Mehmed Sıddık ve Berzenciye seyyidlerinden Davavekili Ahmed Arif imzalarıyla 22 Şubat 1920 tarih ve 824 sayılı Vakit Gazetesi’nda şu bildiriyi yayımlarlar:
‘’Önceki günkü gazeteler, Paris’te Şerif Paşa ile Ermeni heyeti başkanı Bogos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir anlaşma imzalandığını yazarak, Kürt kamuoyundan açıklama istiyorlardı.
Dörtbuçuk yüzyıldan beri İslam birliğinin fedakar ve yiğit koruyucu ve yandaşları olarak yaşamış ve dini geleneklerini hayatının ayrılmaz ögeleri olarak bilmiş Kürtler (…) İslamlığın zararına olarak tarihi ve hayati rakipleriyle anlaşma yapmak suretiyle dinlerinin emirleri dışında ayrışma düşüncesine girişemezler. Bu nedenle, Kürt ulusal vicdanının bu özgür tutumuna aykırı hareket eden kişileri de tanımazlar. Ve başlıca emelleri de dinsel ve ulusal bütünlüklerini korumak olduğundan durumun açıklığa kavuşturulmasına aracılık edilmesi rica olunur.’’ (Bkz. Bayrak: Age,s.99)

Bu açıklama üzerine, Şerif Paşa, ‘’Kutsal halifelik makamına derin surette bağlı bulunduğumdan ve ayrılma arayışı yönündeki düşünceler ile bu bağlılığı bozmak istemediğimden Paris Barış Konferansı nezdindeki Kürdistan yetkili heyeti başkanlığından istifa ettim’’ diyerek, sözkonusu gazeteye telgraf gönderir ve bu telgraf sözkonusu gazetenin 24 Nisan 1920 tarih ve 882 numaralı sayısında yayımlanır.

Sonuç olarak, kim haklı çıktı acaba?

Kürt yurtsever aydınlarının bu tutumuna ve 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Millet Meclisi’nin, 1921 Anayasası’na bu konuda bir madde koymasına ve 1922’de Meclis’in gizli oturumundaki ‘’Kürt özerkliği’’ kararına rağmen; 1923’te Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla tüm sözler unutulur ve moda deyimle ‘’ülkesi ve milletiyle dörde bölünmek’’ suretiyle, Lozan’ın bedeli Kürtler’e ödetilir. Buna bir tepki olarak ortaya çıkan 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi, kanlı biçimde bastırılır. Said-i Kurdî, idam edilmese bile birçok Kürt aydınıyla birlikte sürgüne yollanır ve hayatı zından edilir. 1921’deki Koçgiri katliamından sonra, 1925-27 yılları arasında 15 bin kişinin katliyle sonuçlanan yeni bir dönem başlamıştır ve şu uyarıda bulunmaktadır:
‘’Said Nursi, bu tarihi tecrübeye şahit olduktan sonra, Aleviler ile Sünniler’i aralarındaki anlaşılmaz ayrılığa son vererek birlik olmaya çağırırken, (Yoksa birinizi ötekinin aleyhine kullanır, sonra o kullandıkları aleti de kırarlar).’’ (Bkz. S. Nursi: Lem’alar’dan aktarılarak, Mehmet Akif Beki: Afrika- Orta Asya- Türkiye Üçgeninde Nakşibendilik (3), Yeni Yüzyıl, 1. 6. 1995)
Oysa, Kürt aydınları daha 20 Mayıs 1926’da dönemin Başbakanı İsmet Paşa’ya gönderdikleri Muhtıra’da ne uyarıda bulunmuşlardı?..

‘’Eğer genç Türkiye Cumhuriyeti ve muhterem yöneticileri, Türk ve Kürtler’in birarada yaşamasını gerçekten istiyor ve Kürtlüğün kuvvet ve kudretinden yararlanmayı ve Kürtlükten çok Türklüğün varlığını sağlamlaştırmak ve en azından Kürt milletini kazanmayı hedefliyorsa, tek çözüm yolu ve ilaç, 20. yüzyıl uygarlığının ulus ve özgürlük prensiplerine saygı ve uyma ile Kürtler’in yaşam hakkını kabullenmek ve bu suretle Avrupalılar’a, dost ve düşmana karşı olgunluğunu ve siyasi yeterliliğini göstermektir.’’
Kürt aydınları, daha 1926 yılında, tersi durumda ne olacağını da ogünden söylemiş ve uyarmışlar: ‘’Aksi takdirde, mevcut politikanın ve durumun devam ettirilmesinde ısrar edilirse, Kürdistan veya Şarki Anadolu kıtası büyük bir kin ve kırgınlık yuvasına dönecektir…’’ (Bkz. M. Bayrak: Kürtler’e Vurulan Kelepçe/ Şark Islahat Planı, (Önsöz), Özge yay. Ank. 2009).

Evet, ne dersiniz, kim haklı çıktı acaba; 1923’te red ve inkar politikasını başlatan zihniyet mi, yoksa daha 1926’da bu uyarıyı yapan Kürt aydınları mı?.. BİTTİ

MEHMET BAYRAK