Çözüm ve 15 Şubat komplosu

Kürt özgürlük hareketinin 15 Ağustos atılımını başarıyla sürdürmesi ve 1990’ların başında serhildanların patlaması 70 yıllık statükoyu çatlattı ve sarstı. Devlet içinde farklı eğilimler ortaya çıkmaya başladı. Özal ve karşıtları arasında ifadesini bulan bu çatışma hem kendi içinde hem de Kürt halkına karşı çok şiddetli ve kanlı biçimde sürdü. Özal ve destekçilerinin kanlı biçimde tasfiyelerinden sonra Kürt halkına yönelik olarak daha da kanlı bir zulüm devri başladı.

93 konsepti denilen bir planla Demirel-Çiller-Güreş-Ağar çetesi her türlü yasa ve hukuku bir kenara atarak, halka karşı kanlı bir imha savaşına girişti. Binlerce köyün yakılıp yıkılması, milyonlarca insanın göçertilmesi, on binlerce faili meçhul denilen cinayet, kaçırılan ve hala cenazeleri bulunamayanlar bu imha savaşının acı faturası oldu. Yine bu süreçte Öcalan’a yönelik olarak Beka ve Şam’da birçok başarısız suikast girişiminde bulunulduğu da biliniyor.

PKK önderliğindeki Kürt halkının kahramanca direnişi ve en ağır bedelleri ödeyerek bu saldırıları püskürtmesi devlet içindeki çatışmaları iyice şiddetlendirdi. Devlet içindeki çatışmalar Susurluk’taki kamyon kazasıyla iyice açığa çıktı. Ancak devlet içindeki çatışmalar sürerken bu durum devletin yeniden atağa geçmesine de yol açtı. Denenmiş ve halkın direnişiyle boşa çıkarılmış olan eski yöntemler yerine dünya ve bölge şartlarından yararlanarak doğrudan Öcalan şahsında PKK ve özgürlük hareketinin tasfiyesini hedefleyen 15 Şubat komplo süreci başlamıştır.
Sayın Öcalan’ın hukuk dışı yollarla Kenya’da tutsak alınarak İmralı’ya hapsedilmesi, A’dan Z’ye hukuk dışı olan yollarla idam cezasına çarptırılması ve son 7 aydır uygulanan ağır tecrit şartları artık birçok yönüyle biliniyor. Ama önemli olan bu süreçte ne PKK ne de halkın direnişi tasfiye edilebilmiş hatta tam tersine daha da gelişip güçlenmiştir. Bu süreçte birçok iç ve dış güç odağının ittifakıyla AKP oluşturulmuş ve iktidara taşınmıştır. AKP’nin global sermayenin genel planı çerçevesinde ekonomiyi yeniden yapılandırmaya paralel olarak bölge siyasetinde de verilen rolü oynaması gerekmektedir. Bu rol ise Ortadoğu’nun global sermaye çıkarları doğrultusunda yeniden paylaşılmasında üzerine düşen siyasi ve askeri görevleri yerine getirmesidir. AKP’nin bu görevi hakkıyla yerine getirmesi için ilk adım olarak öncelikle içerde “Kürt sorunu”nu çözmesi gerekiyordu.

AKP iktidara geldiğinden beri bu konuda her gün bir şeyler söyledi ve her gün bir şeyler yaptı-yapmaya çalıştı. Halkta bir çözüm umudu da yarattı. Ama bugün gelinen noktada şu açıkça ortaya çıktı ki AKP’nin bütün manevralarının 90 yıllık statükocu yaklaşımlardan özde bir farkı yoktur. AKP dönüp dolaşıp PKK’nin tasfiyesini, özgür halk iradesinin kırılmasını, anadilde eğitim hakkını bile tanımayan bir makyajı çözüm olarak yutturmak derdine düşmüştür. Halkın bunu kabul etmeyeceğini göstermesi üzerine de yeniden atadan kalma zor yöntemlerine yani klasik imha savaşına yönelmiştir.

Haziran 2011 seçimleri öncesi ve sonrasında Erdoğan’ın ağzından ve yandaş medyanın kalemlerinden Kürt halkına karşı adeta bir seferberlik ilan edilmiştir. Bu dönemde sivil halka ve gerillaya yönelik olarak yapılan katliamlar biliniyor. Roboskî katliamı bunun son kanlı örneği olmuştur. Kürt halkında ve hakka hukuka saygılı herkeste büyük tepki yaratan bu katliam AKP devletinin imha konseptinin başarısızlığının da göstergesi olmuştur. Buna AKP’nin imha konseptinde sonun başlangıcı diyebiliriz. Bu durumda AKP ve devlet içindeki çatışmanın şiddetlenmesi kaçınılmazdır. Bu hem eski-birikmiş hesapların görülmesi hem de yeni yönelimlerin belirlenmesi açısından şarttır.

Bu aşamada patlak veren MİT-polis çatışması biçimindeki gelişmeler önemlidir. İfadeye çağrılan MİT müsteşarı ve haklarında yakalama kararı çıkarılan eski MİT yetkililerinin PKK ile görüşmeleri sürdüren ekip olması ve bu nedenle sorguya çağrılmaları da dikkat çekicidir. Esasen TC yetkilileri bir gün sorguya çekilecekse yıllardır niye PKK ile görüşüp soruna barışçı çözüm bulamadıkları için çekilmeli ve yargılanmalıdır. Ama bugünkü yaklaşım tam tersi durumda görünmektedir. Gene de görünüme aldanmamak gerekir. Çünkü bugün, AKP’nin imha konseptinin büyük ölçüde boşa çıktığı, imha konseptine devam mı diyalog mu noktasında yeni bir yola girileceği bir zamandır. Bu noktada devlet içi çatışmaların ve yeniden şekillenmelerin olması kaçınılmazdır. Bu şekillenmeler sadece kendi kendine olmayacak, bunda özgürlük hareketinin de büyük hatta belirleyici etkisi olacaktır.

15 Şubat komplosu 13 yılı geride bırakıp 14. yılına girerken Kürt özgürlük hareketinin rolü daha da artmış ve belirginleşmiştir. Demokrasi ve özgürlük güçleri bu yeni dönemde komployu kesin olarak yenilgiye uğratıp halklarımıza özgür bir geleceğin yolunu açabilir. 15 Şubat komplosunu boşa çıkarmak için “ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK” şiarıyla direnişi yükselten herkese selam.