Zalim Facebook, Demirci Twitter

Öncelikle bir ön okuma ve düşünce egzersizi açısından, Arap Baharı arifesinde, ellerde gezen büyükçe bir afiş üzerine yazılı “We want İnternet” sloganı bir köşede dursun.

Henüz ‘faili meçhul twit’ suçlar işlenmediğine göre, biz az meram beyan edelim.

Bugün NTV’ye düşen bir haber aynen şöyle: “Terör eylemlerine Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri üzerinden takip dönemi başlıyor. İçişleri Bakanlığı, Emniyet Müdürlüklerine gönderdiği genelgede, göstericilerin birçok eylemi, sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla veya yazılı ve görsel medya üzerinden örgütlediğine dikkat çekti. Bakanlık, bu tür sitelerde toplanma yeri olarak belirlenen noktalarda denetim ve kontrollerin artırılması istedi. Genelgede ayrıca gösteri, yürüyüş ve basın açıklamalarının terör örgütleri tarafından propaganda kampanyasına dönüştürüldüğü iddia edildi.” (http://goo.gl/kdkhV)

Twitin tahrip gücüne meydan okuyan zihniyet, 140 karakterde iki smile ile yerle yeksan olacağı düşüncesi ile “muhalif” ne varsa, havada karada tahribat peşine düşedursun, bugün, kaderin cilvesi, başka bir haber daha düştü. Denk geldiniz mi bilmiyorum, 3 yıl önce Facebook’u çeşitli şekillerde Emniyet mensuplarına yasaklayan Bakanlık şimdi de “Personel, bir günde sosyal paylaşım sitelerini 5 milyon kez tıklayınca Facebook ve Twitter yasağı getirdi” haberi geçildi. Madem kendi mensuplarıma yasakladım, geri kalanına da şöyle en “Kürdewarî” kısmından dalayım diyor. Bununla yetinmeyip, Neumann ve Morgenstern’ın tartışmalı, güzel mi güzel kuramı olarak bilinen “Yarar Kuramı”na da el atıyor. Yani “Akılcı birey, yararını maksimize edendir” tezine tümden karşı gelip “Siz salaksınız. Doğru yoldan sapmışsınız. Kandırılmışsınız. Kendi kararınızı kendiniz veremezsiniz, doğru denen o mucize ancak bizim gösterdiğimiz yoldadır. Sizin kendi vicdanınızla bir eyleme katılma şansınız yok, birileri size talimat veriyor. Rüyanızda bile talimat alıyorsunuz. Kendi bilgi-yaşam dünyanızı “yararınıza” kullanamazsınız. Biliyor olamazsınız bu maksimize işini” demeye getiriyor.

İnanmıyorsanız şuan devam eden KCK iddianamelerine bir göz atın derim…

Yönetenin aleni regresyon yaşadığı bir dönemde, İç işlerinin böyle bir kararı “Neden?” aldığı sorusu hem çok gereksiz hem çok gerekli bir pay taşıyor. Cevabı Slovaj Zizek versin:

“Kocası tarafından aldatılan bir kadının bunu birinden duyduğunu düşünün. Bir de kocasının o kadınla sevişirken bir resmini gördüğünü… Hangisi daha etkili? Şimdi gerçek hayata dönelim: hatırlayın, bir kaç yıl önce Srebrenitsa katliamı sırasında Sırpların Boşnak mahkumları vurduğunu gösteren bir video çıktı ortaya ve bir anda herkes şok oldu. Aslında yeni bir şey öğrenmemiştik. İşte bildiğini sanmakla gerçekten bilmenin ve anlamanın farkı. Bu pis işlerden sorumlu devlet görevlileri bize ‘Evet, orada bazı istemediğimiz şeyler oluyor ama niyetimiz iyi’ dediği zaman gerçekten o kadar uzaklaştırıyorlar ki bizi. Birtakım soyut söylemlerle halkı bilgilendiriyormuş gibi yapıyorlar, örneğin işkenceyi meşrulaştırıyorlar”

Özetini geçecek olursam: Devlet herhangi bir şeyin “görünmesini, izlenmesini, yayılmasını da” doğal olarak istemiyor. Bunun başına açacağı ceremeleri biliyor. Batman’da pikseli düşük bir cep kaydının, Festus Okey davasında bir fotoğrafın, sosyal ağda dolaşıma giren bir video görüntüsünün, iki polisinin elleri kelepçeli bir kadını nasılda dövdüğünün ve daha pek çok şeyin nasılda her şeyi ters yüz ettiğini iyi biliyor. İyi biliyor ama akıl hocalarından İngiltere’nin sosyal ağ Facebook’u kullanarak halkı galeyana teşvik suçlamasıyla yargılanan 2 kişinin temyiz talebi, yüksek mahkeme tarafından reddedilmesini ağzının suyu akarak önümüze sereceği günleri de iple çekiyor…

Çoktan var gerçi. Filtre ile “interneti” süzgeç işine girip, aymazlığın everestinde “Özgürlük seçmektir” diyebilecek kadar “ciddileşen” ve hatta Bıraksan Auschwitz misali “Arbeit macht frei” diyecek kadar fıttıran kurumun Kürt seviciliği olmaz mı? Olur, oldu, olacak…

Hayatın her alanına sürgün giren Kürtler maalesef sanalda da sürgün. Açtığı ve birkaç müzik paylaştığı sayfaları kapanır, haber alma hakkını örgütler ama çok geçmez kapanır. Bordo klavyelilerin tatmin ve işbirliği ile her türlü hakaret edilir. En yaygın ve en ucuz ifade aracı olarak İnternet, asla bir hak olarak görülmez. Bir internet sitesine girildiği için bunu talimat ve suç sayan arkadaşlar, şimdi de “İnternet Anayasal bir hak mı?” tartışmalarını da önümüze getiriyor. Bu durumu kalkıp Erbakan misali “Hadi ordan, hadi ordan!” diyerek tepki göstersen, bir twite koysan artık suç.

Yeni suçlara eklenecek şeylerde yavaş yavaş çıkıyor. Örgüt twiti, suça teşvik yorumu, galeyana getirme, Bölünmez bütünlüğe twit damgası, retweet bombası ve daha pek çok şey.

Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir diğer hususta, meselenin “terör” boyutu değil. “Birçok eylemi, sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla veya yazılı ve görsel medya üzerinden örgütlediğine” diye geçen tabir, tüm sol çevre için geçerli. Özellikle son 4-5 aydır takip edilen davaların anında twitter üzerinden haber yapılabiliyor olması ve her şeyin anı anına takip edilmesi, “yasadışı örgütleme” olarak önümüze seriliyor. İnsanlar hızlıca haberdar olup, Özgür Basına saldırının birkaç saat sonrasında binlerce kişinin hizaya duruyor olması da bir “korku faktörü” olarak tüm çıplaklığı ile İç İşlerini tedirgin ediyor.

Niyetinden zerre şüphe etmediğimiz emniyetin(!), yazılan her kişisel beyanı, facebook yorumunu, twitini nerelere ve hangi kaotik-hüsranlara çekeceği, hangi örgütün beyanı ile birleştireceği önümüzdeki günlerde daha net olacak. İlginç bir noktayı da dipnot olarak geçmek istiyorum; Pensilvanya’dan beton gücünde dalga dalga gelen “Gömleğimi giymelisin” söylemlerine sinirlenip, görmezden gelen AKP’nin; hıncını en başta Kürtlerden almasıdır. Bir varoluş arenası olarak “güç” gösterisinin arka bahçeleri, tuvalleri, resimleri, quzzulkurtu minvalinde ilk ve en uğrak durak biz oluyoruz. Asla bir “özgürlük alanı” olarak görmediğimiz sanalın da, sosyal ağlarında birer bahane parçası olacağı kaçınılmazdır. Tez zamanda abdestli internet giriş ve girişimlerinin, helal arama motorlarının fink atacağı, bunlara bir piyasa ayarlanacağı, ana akım medyanın hegomanyasına bırakılacağı da görünen bariz vakalar.

Twitin bomba sayılacağı günlere giriyoruz. Laptoplara gaz bombasının atılması yakındır. Hele ki kendince akıllı geçinen dalkavuk yazar topluluğunun “Gizli Twit Örgütlenme”li tezleri, gençleri kandırıp followlama, sivil twit denemeleri, Üst düzey twitter sorumlusu temalı dantelli haber kuşakları, Kandilin ödemediği TTNET internet borçları, Bodrumda twit atarken yakalanan Kürtler ve araya karışan telsiz konuşmaları da sanırım bizi bekliyor… Haliyle “We want internet” afişi uzaktaki mücadele arkadaşımızın olgusal bir hediyesidir. Kabul edelim…

Özgür Amed