CPJ: Roj TV kararı tüm azınlık medyası için tehdit

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Eutelsat’ın uyduları üzerinden yayın yapmasını durdurma kararı aldığı Roj TV davasını değerlendirdi. Danimarka mahkemesinin kararını basın özgürlüğü açısından endişe verici bulan CPJ, Roj TV’nin kapatılmasının sadece Kürtlerin en temel bilgi edinme kaynağından mahrum olmasına yol açmayacağı, diğer azınlık medyanın da benzer suçlamalarla karşı karşıya kalmasına yol açacağına dikkat çekti.

Danimarkalı CPJ savunucusu ile iletişim temsilcilerinden gazeteci-yazar Magnus Ag, Roj TV ile ilgili gelişmeleri ‘Roj TV davasında azınlık basın hakları ile terörizm yasaları gündemde’ başlıklı bir makalede değerlendirdi.

Makalede, Fransız uydu şirketi Eutelsat’ın Danimarka mahkemesinin geçtiğimiz hafta ‘terörizme teşvik’ suçlamasıyla ağır para cezası verdiği Roj TV yayınlarını durdurma kararı verdiği belirtildi.

Eutelsat kararı Roj TV’nin beklemede olan temyiz mahkemesine başvurmasına rağmen verdiği ifade eden Magnus Ag, “Davanın, medya içeriğinin nasıl değerlendirildiği, azınlık hakları ve terörizm yasalarının insan hakları ile nasıl dengelendiği açısından etkileri bulunmaktadır” dedi.

Ag, yıllarda süren Ankara’nın baskısı ardından, Kopenhag mahkemesinin 10 Ocak günü Roj TV hakkında “tek yanlı yayın yapma”nın vurgulandığı, kanalın arkasındaki iki şirkete 5.2 milyon Danimarka kronu para cezasının yer aldığı, ancak yayın lisansını iptal talebinin reddedildiği kararına dikkat çekti.

Mahkemenin Danimarka bağımsız Radyo Televizyon Kurulu’nun sorumluluğunda olan Roj TV’nin lisansının iptaline ‘yasal temel olmadığı’ kararına Türk elçiliğinin yanısıra Danimarkalı politikacıların da tepki gösterdiği aktarılarak, adalet ve kültür bakanlığının yasa değişikliğine gidecekleri yönündeki açıklamasına yer verildi.

KURUL 3 ŞİKAYETTE SUÇ UNSURU BULMADI

Ankara’nın yıllarca, 2004 yılından beri Danimarka’dan yayın yapan Roj TV’nin yasaklanması arayışında olduğu belirtilen makalede, “Yıllar içinde Kopenhag Türk elçiliği, Radyo Televizyon Kurulu’nda üç ayrı dava açtı. Her üç durumda kurul, “PKK ile yakınlığı” nedeniyle Roj TV lisansını iptal edilip edilmemesine baktı, ancak hiç eyleme geçmedi. Politiken gazetesine göre Kurul’un, “Roj TV’nin PKK’ye yer verdiğini ancak görüş ve eylemlerinden yana veya karşıt bir tutum almadığı” görüşünde olduğu ifade edildi.

RASMUSSEN’LE HIZLANAN KAPATMA SÜRECİ

Türk elçisinin 2005 yılında ayrıca Danimarka terörizm yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle de Roj TV hakkında suç duyurusunda bulunduğu, geçtiğimiz haftaki mahkeme sonucunun da bu suçlamanın sonucu olduğu aktarıldı.

İlk dört yılında fazla bir gelişmenin yaşanmadığı davanın, 2009 yılında Danimarka eski başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine aday olması ile hızlandığı belirtildi. Türkiye Başbakanı Erdoğan ile eski İtalya Başbakanı Berlusconi’nin, Rasmussen’in Ankara’nın adaylığına destek karşılığında Roj TV’yi kapatma sözü verdiğine dair ifadelerinin basında yer aldığı hatırlatılan makalede, ayrıca Wikileaks tarafından sızdırılan ABD elçilik belgelerinde de olayların benzer bir çizgide geliştiğini gösterdiği ifade edildi. Mevcut durumda NATO Genel Sekreteri olan Rasmussen iddiaları yalanlasa da, Danimarka hükümeti 2010’da Roj TV’ye karşı dava açma kararı aldığı vurgulandı.

ROJ TV’NİN ONLARCA MİLYON İZLEYİCİSİ VAR

“Mahkemenin kararı ışığında, Radyo ve TV Kurulu Roj TV lisansını gözden geçireceğini söylese de, yüksek mahkeme kararı öncesi bunu yapması muhtemel değil” denilen makalede, ancak Eutelsat’ın beklemeyerek, Perşembe günü Roj TV yayınlarını durdurma kararı verdiği hatırlatıldı. Eutelsat’ın yayınlarını durdurma kararı aldığı Roj TV’nin potansiyel olarak Avrupa ve Ortadoğu genelinde onlarca milyon Kürt seyircisinin bulunduğu vurgulandı.

Makalede, Danimarka Yüksek Mahkemesi, hatta Avrupa İnsan Mahkemesi’ne kadar gidebilecek olan, temyiz mahkemesinde beklen ve Roj TV halı hazırda ilk sonuçları ile yüz yüze kaldığı davanın basın özgürlüğü açısından göz önünde bulundurulması gereken üç noktada sonuçları olabileceğine dikkat çekildi.

TEK TARAFLI YAYIN TANIMI

Buna göre göz önünde bulundurulması gereken ilk nokta, tek taraflı yayın tanımı oluyor. “Kimse Roj TV yayınının ön yargılı ya da Kürtlerin lehine tek taraflı olmadığını iddia etmeyecektir” görüşü ifade edildikten sonra Radyo ve Televizyon Kurulu’nun kararlarının birinde ‘tek taraflı bilgi vermenin’ kendi başına ‘yönlendirme’ kavramı ile ifadelendirilemeyeceği, “Farklı bir yorum (toplum ve dünyadaki gerçek ve olaylar hakkında) özgür basının bilgi verme ve eğitimini önleyebilir” dediği aktarıldı. Buna karşın, mahkemenin tek taraflı yayının Danimarka terörizm yasasını ihlal ettiği sonucuna vardığı ifade edildi.

Roj TV ya da başka bir basın kuruluşunun yayın içeriğine ilişkin nitel değerlendirmenin doğası gereği kesin bir bilim olmadığını ifade eden Magnus Ag, “Ancak, Roj TV’nin savunma avukatı Bjorn Elmquist haklı olarak, Arbejderen gazetesinde, mahkemede gösterilen görüntülerin Roj TV yayınlarının yüzde 0.003’ünü oluşturduğunu ve bunların savcılık tarafından seçilen görüntüler olduğunu ifade etmiş olması bir sorundur. Avukat devamla mahkemeye, Roj TV yayınları konusunda daha nüanslı fikir verecek alternatif video görüntülerini sunmasına izin verilmediğini söyledi” diye yazdı.

Ag, mahkemenin kararının, bir Kürtçe televizyon kanalının nüanslı ve dengeli yayınlar üretme konumunda olduğu varsayımına dayandığını belirttikten sonra şöyle dedi: “Roj TV içeriğini adil bir şekilde değerlendirmek için, Türkiye’de gazetecilerin, özellikle de Kürt gazetecilerin eşit ve bağımlılık için Kürt mücadelesini takip ederken karşılaştıkları zorlukları anlamak hayati önemdedir. Türkiye, dünyada basın özgürlüğünün çiğnenmesinde en kötü unvana sahip ülkelerdendir. 2005 yılında, Türk Başbakan Erdoğan, dönemin Danimarka Başbakanı Fogh Rasmussen ile, Roj TV muhabiri çıkarılmadığı için, ortak basın toplantısına katılmayı reddetti. Daha yeni bir örnek ise, 20 Aralık’ta Türkiye genelinde düzenlenen baskınlarda 29 Kürt yanlısı gazetecinin tutuklanmasıdır. Roj TV istese bile, her zaman hikayenin iki tarafını vermesi mümkün değildir.”

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

İkinci olarak, her zaman olduğu gibi ‘hileli’ basın özgürlüğü konusunda, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne başvurmanın önemli olduğu belirtilen makalede, beyannamenin 19. Maddesine dikkat çekildi.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. Maddesinde şöyle deniliyor. “Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğü hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar.”

Medya hukuku önde gelen uzmanlarından, Danimarka Medya ve Gazetecilik Okulu’ndan Oluf Jorgensen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin emsal kararına göre, “bir medya kuruluşu yada bir gazeteciden kaynaklarda sunulan bir TV görüntüsünde yer alan görüş veya eylemler karşısında mesafeli olmaları beklenemez” diyor.

Mahkeme kararıyla ilgili Politiken gazetesine konuşan Jorgensen, “Bilgi edinme hakkı ile düşünce ifade özgürlüğü ülke sınırları ile sınırlandırılmamalı. Bu yakın zamandaki ifade özgürlüğü hakkındaki yorumlarda kilit bir husustur. Özel çıkarı olan, özgün bir dil, yada ayrı bir kültüre sahip insanlar medyaya ulaşma hakkına sahiptir. Mahkemenin kararı insan hakları ile uyuşmamaktadır” dedi.

ROJ TV’NİN SUÇLU BULUNMASININ YARATACAĞI SONUÇLAR

Magnus Ag, makalenin devamında, üçüncü önemli husus olarak, Roj TV’nin suçlu bulunması durumunda emsal niteliğinde ne tür sonuçlara yol açacağına dikkat çekiyor.

KARAR BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN ENDİŞE VERİCİ

‘Olağandışı’ ve ‘tuhaf’ olarak tanımlanan davada somut olarak hiçbir bireyin suçlanmadığına dikkat çekilen makalede, gazeteci Lasse Ellegaard’a göre, ilk kez Danimarka’da bir mahkemenin, arkasındaki kişilere her hangi bir suçlamada bulunmaksızın medya şirketlerini ‘terörizmi teşvik etme’ suçlamasından mahkum etmiş oldu. Ellegaard, bunun Roj TV arkasındaki hiçbir insanın terörizmle bağlı suçlardan suçlu bulunmamasından kaynaklandığını söyledi.

Ayrıca mahkemenin, özellikle düşünce ifade özgürlüğünü, basına ilişkin özel kural ve normları göz önünde bulundurmadığını belirten Jorgensen, bunun da davada terörizm yasasının gündemde olmasından kaynaklandığını varsayıyor. Tam da bu durumun basın özgürlüğü açısından ‘önemli ve endişe verici’ bir gelişme olduğu vurgulandı.

DİĞER AZINLIK MEDYA DA TEHDİT ALTINA GİRECEK

Hiçbir medya için şiddete teşvikin gerekçesinin olamayacağı ifade edilen makalede, “Ancak Roj TV’nin tek taraflı yayın nedeniyle kapatılmasının büyük sonuçları olacaktır. Sadece Kürtlerin en temel bilgi kaynaklarından birini vurmayacak. Diğer azınlık medyanın benzer suçlamalarla karşı karşıya kalması olasılığını arttıracaktır” dendi.