ABD’li büyükelçi: Roj TV’yi biz susturduk!

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Türk gazetecilerle yaptığı sohbet sırasında Roj TV konusunda itiraf gibi bir açıklamada bulundu: “Roj TV sustu. Türkiye için yapabileceğimiz her şeyi yapıyoruz.”

Bir kısım Türk medyasına göre Ricciadone, ABD’nin, PKK konusunda Türkiye’ye istihbarat, kolluk gücü desteği ve “uyuşturucu trafiği”ne karşı destek vermeye çalıştığını söylerken, Roj TV ‘nin yayınlarının durdurulması da dahil olmak üzere Avrupa ile yakın temas halinde olduklarına dikkat çekti.

Hürriyet’in haberine göre ise Ricciardone şunları söyledi: “Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarıyla hiçbir ilgimiz yok. PKK’nın uyuşturucu kaçakçılığına karşı çalışıyoruz. Roj TV sustu. Türkiye için yapabileceğimiz her şeyi yapıyoruz.”

Kurulduğu 2004’den beri beri uluslar arası baskı altında olan Roj TV hakkında yürütülen soruşturmalar ve açılan davanın siyasi olduğunu gösteren çok sayıda belge ve açıklama var. Kapatılması için uluslar arası çabaların ortaklaştığı tek televizyon özelliğini taşıyor. Türkiye’nin baskıları sonucu 2005 yılında Roj TV hakkında soruşturma başlatıldı.

Baskı kampanyası kapsamında ilk operasyon ve yasaklar 2008’de Almanya’dan geldi. İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla Roj TV’yi hedef alan operasyonlar yapıldı. Bakanlık, Roj TV yayınları ile birlikte Roj TV’nin bağlı olduğu Mezopotamia Broadcasting A/S şirketinin ticari faaliyeti ve VİKO GmbH şirketinin program üretimini 19 Haziran 2008 tarihine Almanya’da yasakladı. Almanya’daki bu yasaklamanın Türk Hükümeti, 6 milyar Euroluk Deniz Altı Nükleer Silah ihalesi karşılığında yapıldığı ortaya çıkmıştı. Şubat 2010’da Almanya’nın Leipzig kentinde bulunan Federal İdare Mahkemesi, Roj-TV’nin Almanya’da yayın yapmasına izin verdi. 28 Ekim 2011’de ise Almanya Federal Mahkemesi, Roj TV’ye ülke sınırları içerisinde getirilen tüm yasakları kaldırdı.

Roj TV’ye yönelik soruşturma sürecinde savcıların Türkiye’ye gidiş gelişleri, yazışmalar ve Türk hükümetinin savcılara teşekkür mektubu olayın siyasal boyutlarını ortaya sererken, 15 Ağustos 2011’de başlayan davanın hukuki değil siyasi olduğunu gösteren çok sayıda belge daha ortaya çıkmıştı.

WİKİLEAKS BELGELERİ

Wikileaks tarafından Ocak 2011’de yayınlanan belgeler bu ilişkileri gözler önüne serdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan sızan gizli belgeler arasında bulunan 25 Şubat 2010 tarihli bir tutanakta, 18 Şubat tarihinde Türk Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile ABD Dışişleri Müsteşarı William Burns arasındaki bir görüşme yer alıyordu. Görüşmede Sinirlioğlu, Belçika ve Danimarka’nın PKK’ye yakın örgütleri baskı altına almaktaki “gönülsüzlüğü”nden şikayet ederken, Müsteşar Yardımcısı ve Türkiye’nin NATO eski Daimi Temsilcisi Tacan İldem ise 2009 yılında ABD Başkanı Barack Obama’nın aracılığında ulaşılan bir anlaşmadan bahsediyordu. İldem, bu anlaşmanın bir parçası olarak, “Danimarka’nın Roj TV’nin kapatılması konusunda Türkiye’nin yaptığı talebin kabul edilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapacağına söz verdiğini” ifade ediyordu.

NATO’DA ROJ TV PAZARLIĞI

Bu pazarlıkların yanısıra NATO Genel Sekreterliği’ne Danimarkalı Anders Fogh Rasmussen’in getirilmesinde de Roj TV bir şantaj aracı olarak kullanılmış ve yapılan işbirliği sonucu Rasmussen’in genel sekreter olması önündeki Türkiye vetosu kalkmıştı.

Kopenhag Şehir Mahkemesi, Dünya Gazeteciler Günü olan 10 Ocak’ta Roj TV kararını açıkladı. Mahkeme Roj TV’yi PKK lehine propaganda yapmaktan suçlu bulurken, kapatılması yönündeki talebi reddetti. Ancak mahkeme Roj TV A/S ile Mezopotamya Broadcasting A/S şirketlerine yüklü miktarda para cezası verdi.

Roj TV kararı temyize götürmesine rağmen Fransız uydu şirketi Eutelsat, Türkiye ile gerilime neden olan Ermeni soykırımını suç sayan tasarının Senato’da kabulünden önce 19 Ocak günü, Roj TV yayınlarını durdurma kararı aldı.

ABD, ROJ TV VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Roj TV söz konusu olduğunda ifade özgürlüğünü ayaklar altına alarak Türkiye ile en kirli işbirliğini geliştiren ABD’nin Ankara büyükelçisi Francis Ricciardone, Türkiye’de neden bu kadar gazeteci ve entelektüelin cezaevinde olduğunu anlayamadığını da söylemiş: “Türkiye 82 Anayasasını geride bırakmak istiyor. Demokraside bu kadar ilerleyen ülkenin, halkı ileri demokrasi isteyen bir ülkede siz demokrasiden vazgeçemezsiniz. Böyle bir ülkede gazeteciler nasıl hapiste olur? Türk demokrasisinin elde ettiği son derece önemli başarılar görüyorum. O kadar yol kaydetmiş ülke olarak entelektüellerin hala hapiste olmasını anlamıyorum. İnsanlar söylediklerinden dolayı hapse atılmamalıdır.”

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) yayınladığı 2011/2012 Dünya Basın Özgürlüğü listesinde ABD, 27 sıra gerileyerek 47. olurken, Türkiye 10 sıra gerileyerek, 148. sırada yer almıştı.